(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, miras bırakanın kayden paydaşı bulunduğu 1817 ada 29 parsel sayılı taşınmaza davalıların bina yapmak suretiyle müdahale ettiklerini ileri sürüp elatmanın önlenmesi ile binanın yıkımına karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, dava konusu inşaatı Abdullah Can'ın yaptığını, halen taşınmazı davalı Abdullah'ın kullandığını, diğer davalıların inşaatla ilgilerinin bulunmadığını belirtip davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın reddine ilişkin olarak önceden verilen kararın, dairece; dava konusu taşınmazda miras bırakan Fatma'nın paydaş olduğu, murisin dava dışı mirasçılarının bulunduğu, bu durumda davaya katılmayan ortakların olurlarının alınması ya da miras şirketine mümessil tayini gerektiği, davanın görülebilirlik koşulu göz ardı edilerek hüküm kurulmasının doğru olmadığı gerekçesiyle bozulması üzerine bozmaya uyularak davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, tetkik hakimi Emine Küçüksözen'in raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü.
Karar: Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi, yıkım isteklerine ilişkindir.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K.nun 706, B.K.nun 213, T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, akte vefa kuralının yanında MKnun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, MKnun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; dava konusu taşınmazda yanlar paydaştır. Dava dışı paydaşlar tereke mümessili ile davada temsil edilmişlerdir. Mahkemece, yapılan keşif sonucu düzenlenen 01.7.1999 tarihli teknik bilirkişi rapor ve krokisinden taşınmazın tümünde ve tüm paydaşları bağlayacak şekilde fiili kullanım biçiminin oluşup oluşmadığı anlaşılamamaktadır.
Sonuç: Hal böyle olunca; yukarıdaki ilke ve olgular göz önünde tutularak yerinde yeniden uzman bilirkişiler aracılığıyla uygulama yapılması, taşınmazın tamamı için tüm paydaşları bağlayan fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığının saptanması, oluşmuş ise çekişmeli bölümün kimin payına karşılık bırakıldığının ve halen kimin kullanımında olduğunun açıklığa kavuşturulması, aksi halde uyuşmazlığın paylı mülkiyet kuralları gözetilerek çözüme kavuşturulması gerekirken noksan soruşturma ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir.Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 17.02.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy