(818 S. K. m. 18)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, ortak miras bırakanları Muazzez Kırılmazbaş'ın kendisinden mal kaçırmak amacıyla 268 ada 28 parsel sayılı taşınmazdaki 1, 4 ve 6 no'lu bağımsız bölümlerini görünürde satış gerçekte ise bağış yapmak suretiyle davalı oğluna temlik ettiğini işlemlerin muvazaalı olduğunu ileri sürüp tapu kayıtlarının iptali ile tereke adına tesciline olmazsa mahfuz hisseye tecavüz oranında tenkisi ile payı oranında adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın zamanaşımına uğradığını, 26.1.1994 tarihli sağlar arası miras taksim anlaşmasına göre murisin sağlığında dava konusu yerleri davacının muvafakatı ile kendisine verdiğini, davacının miras payı oranında verilen daireleri satıp parasını harcaması nedeniyle murisin kendisine düşen payı korumak için bu işlemleri yaptığını, yazılı şekilde yapılmış olan miras taksim sözleşmesinin geçerli olduğunu bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, sağlar arasında yapılan mirastan feragat sözleşmesinin geçerli olduğu, davacının kendisine intikal edecek her türlü miras hakkından davalı lehine feragat ettiği, ayrıca iddiasını ispatlayamadığı gerekçeleriyle; davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Senem Altınbulak'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Dosya içeriğine, toplanan delillere hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle geçerli bulunan miras taksim sözleşmesine değer verilerek hüküm kurulmasında isabetsizlik bulunmadığına göre; davacının temyiz itirazı yerinde değildir.
Sonuç: Reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, 22.09.2005 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Muris muvazasına dayalı olarak açılan dava sonunda mahkemece yapılan incelemede taraflar arasında murisin sağlığında mirastan feragat sözleşmesi yapıldığı, bu sözleşmenin geçerli olduğu belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki mahkemenin delil olarak kabul ettiği sözleşme her ne kadar davacının muris Muazzez Kırılmazbaş'ın terekesinden bir hak talep etmeyeceği hükmünü de içermekte ise de bu belge başlık kısmında da belirtildiği gibi sağlar arası miras taksim sözleşmesi olarak düzenlenmiştir. Doğmamış bir haktan feragat söz konusu olamayacağına göre mahkemenin mirastan feragat edildiği gerekçesine dayanarak davayı reddi yasal değildir. Burada incelenecek olan husus sağlar arasında yapılan miras taksim sözleşmesinin geçerli olup olmadığıdır.
Türk Medeni Yasasının 678.maddesine göre miras bırakanın katılması veya izni olmaksızın bir mirasçının henüz açılmamış bir miras hakkında diğer mirasçılar veya üçüncü bir kişi ile yapacağı sözleşmeler geçerli değildir. Olayımızda dayanılan 26.1.1994 tarihli belgede murisin iki mirasçısının da imzası bulunmakla birlikte muris Muazzez Kırılmazbaş'ın parmak izi bulunmaktadır, demek ki muris okuma yazma bilmemektedir. H.U.M.Y.nın 297.maddesine göre okuma yazma bilmeyenlerin düzenledikleri belgenin geçerli olabilmesi için muhtar ve ihtiyar heyetinin parmak izini onaylaması gerekmektedir. Mahkemenin hükmüne dayanak yaptığı belgede muhtar ve ihtiyar heyeti üyelerinin herhangi bir onayı bulunmamaktadır. Bu nedenle bu belge düzenleniş biçimi bakımından geçersizdir.
Belgenin yasal unsurları taşıyarak düzenlendiği kabul edilse bile bu belgenin yasanın tanımladığı biçimde mirasla ilgili bir sözleşme niteliğinde kabul edilmesi mümkün değildir. Öncelikle belirtmek gerekir ki murisin sağlığında yapılan ve murisin katılımı ile geçerli olabilecek sözleşmenin düzenlenebilmesi için sözleşme düzenlendiği tarihte sözleşmeye konu malın murisin mal varlığında olması gerekir. Zaten murisin mal varlığında bulunmayan bir mal için yapılan sözleşmede murisin bulunmasını gerektiren bir durum yoktur. Yasa koyucunun amacı terekeye dahil olduğu konusunda niza bulunmayan ve ölüm tarihinde terekede olan bir mal veya hakkın paylaşımında mirasçılar arasında doğabilecek nizaları önlemektir. Olayımızda ise ne sözleşmenin düzenlendiği tarihte ne de terekenin açıldığı tarihte murise ait olmayan ve sözleşme tarihi olan 1994 yılından çok önce 1979 tarihinde davalıya satışı yapılan bir taşınmaz söz konusudur. Zaten başlı başına bu belgenin düzenlenmesi bile temlikin muristen mal kaçırmak amacı ile yapıldığının kesin delili durumundadır. Diğer taraftan baştan beri geçersiz olan böyle bir işleme sonradan yapılan sözleşme ile geçerlilik tanımak da mümkün değildir.
Sonuç olarak dosyadaki delillere, özellikle dosyadaki belgeye göre muris muvazaasının kanıtlanmış olduğu, gerek düzenleniş biçimi bakımından geçerli olmayan gerekse içerik olarak Türk Medeni Yasasının 678.maddesi anlamında bir sözleşme niteliği taşımayan belgeye dayanılarak davanın reddedilmesi doğru olmadığından yerel mahkeme kararının kesin olarak bozulması ve davanın kabul edilmesi gerektiği düşüncesindeyiz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy