(4721 S. K. m. 640, 701, 702, 703) (1086 S. K. m. 43)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, miras bırakanları tarafından 33 parsel sayılı taşınmazdaki 1 dükkan ve 6 ayrı dairenin hibe protokolünde öngörüldüğü biçimde kullanılmak üzere davalı vakfa hibe edildiğini, ancak 1999 yılından bu yana amacına uygun kullanılmadığını ileri sürerek tapunun iptali ile murisin mirasçıları adına tescilini istemişlerdir.
Davalı, öğrenci olmaması nedeniyle hizmetin ifasının imkansız hale geldiğini bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacılar iddiası sabit görülerek çekişmeli taşınmazdaki miras paylan oranında tapunun iptal ve tesciline karar verilmiştir.
Karar, davalı ve dava dışı mirasçı C. tarafından süresinde duruşmalı olarak temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 28.02.2006 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili F. P.İlim ve Hizmet Vakfı vekili Avukat A.Ö., C. vekili Avukat G.B. geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vs. vekili avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olundu ğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı; bilahare Tetkik Hakimi Ü.A.'nın tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davacıların paylan oranında davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden, çekişme konusu 33 parsel sayılı taşınmazın davacıların miras bırakanı tarafından davalı vakfa bağışlandığı görülmektedir.
Davacılar, bağışın koşullu bulunduğunu, koşulun yerine getirilmediğini ileri sürerek tapunun iptali ile mirasçılar adına tescilini istemişlerdir. Davada davacılar murislerinin haklarına dayandıklarına göre davada elbirliği mülkiyet hükümlerinin uygulanması zorunludur.
Bilindiği üzere; elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur.
M.K.'nun 701-703. maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan herbirinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortaklardan tümüne aittir. Başka bir anlatımla, ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Değinilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet paylan ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu kural, M.K.'nun 701. maddesinde (...Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş paylan olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.) biçiminde açıklanmıştır. Elbirliği (iştirak) halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet yasada veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır.
M.K.'nun 702/2. maddesi bu yönde açık hüküm getirmiştir. Ancak, açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmış, bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne var ki, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir. (11.10.1982 tarih 1982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı) Nitekim bu görüş bilimsel alanda da aynen benimsenmiştir.
Somut olayda, elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet söz konusu olup, dava dışı ortaklar bulunmaktadır. Hal böyle olunca, davaya katılmayan ortakların olurlarının alınması ya da miras şirketine M.K.'nun 640. mad. uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerekirken, davanın görülebilirlik koşulu göz ardı edilerek yazılı olduğu üzere davanın esası hakkında hüküm kurulması doğru değildir. Dava dışı mirasçı ve davalının temyiz itirazı yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 04.12.2005 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi' nin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekilleri için 450.00.- YTL duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.02.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy