(4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 20)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, çekişme konusu iki parça taşınmazın nizasız ve fasılasız zilyedi olduğunu ileri sürüp, tescil istemiştir.
Birleşen davanın davacıları ise, tapuya dayanarak davalı-davacı Safiye'nin elatmasının önlenmesini istemişlerdir.
Katılan davacılardan İsmail, çekişme konusu tapulu taşınmazdaki payının birleşen davanın davacıları Remzi ve Havva'ya satıldığını, taşınmazın onların zilyetliğinde bulunduğunu ileri sürüp, davanın reddini savunmuşlardır.
Davalılardan Köy, çekişmeli taşınmazın köy mezarlığının devamı niteliğinde olduğunu bildirmiş, diğer davalı da davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, asıl davanın davacısı Safiye ve Hazine tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 19.9.2006 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Av. N. Yıldırım ile yine temyiz eden Hazine vekili avukat F. Tanlık geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilenler ve vekili avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi H. Gerçeker tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, Türk Medeni Kanununun 713. maddesinden kaynaklanan tescil; birleşen dava ise tapu ve noter senedine dayalı elatmanın önlenmesi isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, her iki davanın da kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; davacı, dava dilekçesinde hudutlarını belirttiği taşınmaz yönünden Türk Medeni Kanununun 713. maddesi anlamında zilyetlik koşullarının oluştuğunu ileri sürerek tescil isteğinde bulunurken, birleşen davanın davacılarından N. Demirel'in tescili istenen yer bakımından tapu kaydının olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunduğu diğer davacı Remzi'nin ise dava konusu yer için noter senedine dayalı olarak hak talep ettiği anlaşılmaktadır.
Sözü edilen davaların belirtilen nitelik ve talep konuları bakımından öncelikle, davacı Havva'nın davada dayandığı tapu kaydının zeminde yerinin açıklıkla belirlenmesi gerekeceğinde kuşku yoktur. Türk Medeni Kanununun 713. maddesine dayalı olarak ileri sürülen tescil isteğinin tapulu yer yönünden dinlenme olanağı bulunamayacağı kuşkusuzdur.
Birleşen dava davacısı Havva'nın davada dayandığı 3 nolu 10.7.1995 tarihli tapu kaydının 1838 m2, Harmanyeri mevkiinde bulunduğu ve adı geçenin taşınmazda paydaş olduğu görülmektedir. Söz konusu kaydın öncesinin ise 1336 tarih 21 nolu tapuya dayalı olduğu anlaşılmaktadır.
Değinilen tapu kaydının yerine sağlıklı bir şekilde uygulandığı söylenemez.
Bilindiği gibi, harita ve krokisi bulunan tapu kayıtlarına Medeni Kanunun 719, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi uyarınca kapsam belirleneceği kuşkusuzdur. Ancak böyle bir harita ve kroki yoksa veya uygulanabilir nitelik taşımıyorsa öncelikle tapu kaydının ilk tesisinden itibaren tüm gittileri ile birlikte Tapu Sicil Müdürlüğünden istenilmesi, gitti kayıtlarının yüzölçümlerinde veya sınırlarında bir değişiklik varsa dayandığı belgelerin incelenip, doğru ve yasal bir nedenin bulunup bulunmadığının araştırılması, doğru esasa dayanmıyorsa, ilk tesisindeki sınırlara itibar edilmesi, ayrıca uygulamada yararlanmak üzere varsa komşu taşınmaz kayıtlarının getirtilmesi, böylece yanların dayandığı, usulüne uygun olarak çıkarılmış tüm belgeler toplandıktan, dosya öteki yönlerden de keşfe hazır hale geldikten sonra yöreyi iyi bilen yaşlı ve yansız yerel bilirkişi veya bilirkişiler aracılığı ile uygulama yapılması, kayıtlardaki her sınır yerel bilirkişi veya bilirkişilerden sorulup arazi üzerinde tespit edilmesi; gerektiğinde sınırlar hakkında açıklayıcı doyurucu bilgiler alınması, bilinmeyen sınırlar yönünden taraflara tanık dinletme olanağının sağlanması, komşu taşınmaz kayıtlarının da aynı şekilde uygulanarak yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin denetlenmesi gerekir. Öte yandan sınırlar değişebilir nitelikte ise veya tam olarak kapanmayıp açık yönler kalıyorsa, kayda değişmez sınırlarla bağlantı kesilmemek suretiyle miktarına göre kapsam belirlenmesi, ayrıca tapu fen memuru veya mühendisi sıfat ve yeteneğini taşıyan uzman bilirkişi veya bilirkişilerden keşifte saptanan bilgi ve bulgulara uygun ve uygulamayı tam olarak yansıtan, infaza elverişli rapor ve kroki alınması zorunludur.
Somut olayda, yukarıda açıklandığı üzere gerekli uygulamanın yapılması, davada dayanılan tapu kaydına sağlıklı biçimde kapsam tayin edilmesi, tapu kapsamı dışında olduğu belirlenen davaya konu edilen yerler yönünden ise davacıların yasaca öngörülen zilyetlikle edinme koşullarının oluşup oluşmadığının saptanması, tapu kapsamında kalan yer hakkında harici satışa değer verilmeyeceğinin göz önünde bulundurulması, ondan sonra bir hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme sonucu karar verilmesi doğru değildir. Davacı Safiye ve davalı Hazinenin temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 04.12.2005 tarihinde yürürlüğe giren Avukat Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekilleri için 450,00 YTL. duruşma Avukat parasının karşı taraftan alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.09.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy