(4721 S. K. m. 683)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, kayden maliki bulunduğu 2570 parsel sayılı taşınmazın bir kısmını komşu parsel maliki davalının bina yapmak ve kullanmak suretiyle işgal ettiğini ileri sürüp elatmanın önlenmesi ve yıkım istemiştir.
Davalı, davacı taşınmazına tecavüzü bulunmadığını, taşınmazı 40 yılı aşkın süredir aynı sınırlar içinde kullandığını bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının davacı taşınmazına elatmasının bulunmadığının keşfen saptandığı gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi S. Altınbulak'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; kayden davacıya ait bulunan 2570 parsel sayılı taşınmaza davalının yapılaşmak suretiyle elattığı iddiasıyla açılan davada, dava öncesinde ve yargılama aşamasında üç kez bilirkişi incelemesi yapıldığı, inceleme sonucu düzenlenen raporların tecavüzün varlığı yönünde çelişkili olduğu görülmektedir.
Çelişkili raporlara dayalı olarak hüküm kurulamaz.
Bilindiği üzere; çaplı taşınmaza elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle çap kaydının ya da kayıtlarının getirtilerek tarafların tüm delilleri toplanılmalı, dosya keşfe hazır hale geldikten sonra yapılacak uygulamada çekişmeli yer ile yanların ellerinde bulunan kısımların sınırları tarafların ortak beyanlarına göre açıklığa kavuşturulmalı, gerektiğinde bu yön taşınmaz başında dinlenecek yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile kuşkuya yer bırakmayacak biçimde saptanmalıdır. Daha sonra belirlenen bu durum göz önünde tutularak hazır bulundurulan kadastro fen memuru veya mühendisi sıfat ve yeteneğini taşıyan uzman bilirkişi veya bilirkişilere kadastro sırasında konan nirengi noktalarından, bunlar yoksa hem paftada hem arazide mevcut sabit noktalardan yararlanılarak takometrik aletlerle kadastral yöntemlere uygun biçimde ölçüm yaptırılmalı; bilirkişilerden uygulamayı yansıtan, infazı sağlamaya yeterli ve özellikle davacı tarafın taşınmazına bir tecavüzün bulunup bulunmadığını varsa miktarını açıkça gösteren kroki ve rapor alınmalıdır.
Eldeki davada, yukarıda açıklanan ilkeler gözetilmek suretiyle ve uzman bilirkişilerden oluşacak bilirkişi kurulu aracılığı ile gerekli incelemenin yapılması, tecavüzlü durumun bulunup bulunmadığının kesin biçimde saptanması, önceden düzenlenen raporlar arasındaki çelişki sebebinin belirlenmesi, ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene iade edilmesine, 23.03.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy