MAHKEMESİ : HENDEK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 17/05/2006
NUMARASI : 2001/287-173
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, davalılarla paydaşı olduğu .ve .parsel sayılı taşınmazlarda rızai taksim sözleşmesi yapıldığını ve bu nedenle davalıların murisi tarafından aleyhine açılan Şuf’a davasının reddedilerek kesinleştiğini, ancak davalıların mahkeme ilamında belirtilen sınırı değiştirerek tel örgü çekmek suretiyle 1130 m2’lik bölüme müdahale ederek 355 kök mısır ürününü keserek zarar verdiklerini ileri sürüp, el atmanın önlenmesi ile tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar, çekişmeli taşınmazlarda tarafların paydaş olduklarını ayrı ayrı yer kullandıklarını ancak kullanılan yerlerin sabit sınırlı olmadığını sınır değişikliklerinin olabileceğini paya isabet eden yerlerin hesaplanması ile tecavüzün olmadığının tespit edileceğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, geçerli taksim sözleşmesi bulunmadığı ve intifadan men olgusunun gerçekleşmediği gerekçesiyle el atmanın önlenmesi davasının reddine; Tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
-KARAR-
Dava,paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi ve tazminat isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden,çekişme konusu .ve . parsel sayılı taşınmazların paylı mülkiyet üzere olduğu ve tarafların taşınmazlarda paydaş bulundukları anlaşılmaktadır.
Davacı,çekişme konusu taşınmazlarla ilgili olarak paydaşlar arasında haricen rızai taksim yapıldığını,kendisinin kullanımına bırakılan bölümlere davalıların tel örgü çekmek suretiyle elattıklarını ve mısır koçanlarını sökerek zarar verdiklerini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
İddianın içeriği ve ileri sürülüş biçimine göre,taraflar arasındaki çekişmenin Türk Medeni Kanununun 688. ve devamı maddelerinde öngörülen paylı mülkiyet hükümlerinin gözetilmek suretiyle çözüme kavuşturulacağı kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamıyan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman istiyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K.nun 706, B.K.nun 2l3, T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Nevarki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, " akte vefa" kuralının yanında M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pekçok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; mahkemece paydaşlar arasında onları bağlayan geçerli bir taksimin bulunmadığı ve davacı yönünden taşınmazda intifadan men olgusunun gerçekleşmediği gerekçesiyle elatmanın önlenmesi isteğinin reddine, tazminat isteğinin kabulüne karar verilmiştir.Oysa,davacı ile davalıların miras bırakanı Murat arasında görülüp kesinleşen Hendek Asliye Hukuk Mahkemesinin 993/187 esas,993/443 sayılı dosyasına konu edilen şuf'a davasının paydaşlar arasında harici taksimin bulunduğu kabul edilerek reddedilmek suretiyle karara bağlandığı sabittir.Bu belirlemeye göre,taksim olgusunun bulunmadığı yönündeki mahkemenin kabulünde isabet yoktur.Öte yandan,taraflar arasındaki çekişmenin şuf'a davasında çizilen bilirkişi krokisinin zemine uygulanması suretiyle giderileceğinde kuşku bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca,yukarıda değinilen ilkelerde gözetilerek özellikle önceden görülüp kesinleşen şufa davasına esas alınan harici taksim krokisi keşfen uygulanmak suretiyle kapsamının tayin edilmesi,davacının veya bayiinin kullanımına bırakılan yere elatma bulunup bulunmadığının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde belirlenmesi,ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken,eksik incelemeyle yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.Davacının temyiz itirazı yerindedir.Kabulüyle hükmün H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,11.12.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy