1. Hukuk Dairesi 2006/9306 E., 2006/9335 K. ELATMANIN ÖNLENMESİ MÜŞTEREK MÜLKİYET
4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 706 ] 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 2 ] 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 213 ] 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 428 ] 2644 S. TAPU KANUNU [ Madde 26 ]
"İçtihat Metni"
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kaydan paydaşı bulunduğu 9196 ada 10 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki kat irtifakı veya kat mülkiyeti kurulu olmayan binanın zemin katı ile 2. normal katının kendisine ait olduğunu,davalının zemin kat 3 nolu daireyi haksız olarak kullandığını ileri sürerek elatmanın önlenmesini istemiş, birleşen davanın davacıları ise ecrimisil isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı, çekişme konusu daireyi yükleniciden satın aldığını,taşınmazda payının bulunduğunu,bu nedenle mülkiyet hakkına dayalı olarak daireyi kullandığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Yargılama devam ederken davalı çekişmeli taşınmazdaki payını İ…
……. Ü…
…..'e temlik etmiş,davacı davasını H.U.M.K.'Nun 186. maddesi gereğince İ…
….. Ü…
…..'e yöneltmiş,davaya dahil edilen İ…
…… davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece ,davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece,elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne,ecrimisil talebinin kısmen kabulüne karar verilmiş,ayrıca davacı H…
…..'nin satış vaadi sözleşmesine dayalı olarak yüklenici aleyhine açtığı,dava konusu dairenin adına tescili istekli dava yapının kaçak olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.
Dosya içeriğinden,toplanan delillerden çekişme konusu dairenin 10 ve 9 nolu parsellerin tevhidinden oluşan 17 nolu parsel üzerindeki yapıda bulunduğu,davacı H…
….. ve davalının 17 parsel sayılı taşınmazda paydaş oldukları anlaşılmaktadır.
Bu durumda taraflar arasındaki çekişmenin Türk Medeni Kanununun paylı mülkiyet hükümlerinin uygulanması suretiyle çözümlenebileceği tartışmasızdır.
Bilindiği üzere;paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamıyan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman istiyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir.
Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir.
Bilindiği üzere M.K.nun 706, B.K.nun 2l3, T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz.
Nevarki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, " akte vefa" kuralının yanında M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir.
Aksi halde, pekçok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Hal böyle olunca,yukarıda açıklanan ilkeler gözetilerek araştırma yapılması,özellikle davacının payına karşılık kullanabileceği yerlerin olup olmadığının saptanması,sonucuna göre karar verilmesi gerekirken,yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Davalı yanın temyiz itirazları yerindedir.Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,27.9.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy