(2981 S. K. m. 10) (5272 S. K. Geç. m. 1) (775 S. K. m. 3)
Taraflar arasında görülen davada; Davacı, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki çekişmeli taşınmazların 2981 Sayılı Yasanın öngördüğü biçimde yapılaşma olmadığı halde davalı Belediye adına koşulsuz tespit ve tescilinin yasaya göre mümkün olmadığını ileri sürüp tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescilini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 5272 Sayılı Yasanın geçici 1. maddesi, 775 Sayılı Yasanın 3. maddesi, 3194 Sayılı Yasa, Yargıtay ve Danıştay'ın yerleşik içtihatları ve usulü kazanılmış hak kurallarının dikkate alındığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi S. A.'nın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu 2649 ve 2651 parsel sayılı taşınmazların 1953 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında tapulama dışı bırakıldığı, daha sonra anılan yerin 2981 Sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca Belediye adına tescili istemi üzerine Valilerce başlatılan çalışma sonucu kadastro elemanlarınca düzenlenen rapor doğrultusunda Valiliğin oluru ile 8.10.1990 tarihinde davalı Belediye adına tescil edildiği görülmektedir.
Anılan taşınmazların imar planı içinde kaldığı ve konut alanı olarak özgülendiği anlaşılmaktadır.
Davacı Hazine, Belediye adına oluşan sicil kayıtlarına dair işlemlerin yasaya uygun bulunmadığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Çekişmeli 2649 ve 2651 parsel sayılı taşınmazların öncesinin tescil hancı, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu tartışmasız olup, anılan yerin davalı Belediye adına tescilinin sebep ve dayanağı 2981 Sayılı Yasanın 10. maddesidir
İmar Affı Kanunu olarak da nitelendirilen, imar ve gecekondu mevzuatına aykırı yapılara uygulanacak İşlemleri düzenleyen anılan yasanın Tapu Verme başlıklı 10. maddesinin (b) ve (c/bendinin 4 üncü fıkrası) hükümlerine göre, orada belirtilen koşulların oluşması halinde devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin belediye ve özel idareler adına tescilinin olanaklı bulunduğu tartışmasızdır.
Ne var ki, söz konusu düzenlemelerdeki koşullar bulunmaksızın çekişmeli taşınmazların belediye adına intikal ve tescilinin yolsuzluğu ileri sürülmesine karşın, mahkemece, değinilen hususlar inceleme ve araştırma konusu yapılmamış, 775 Sayılı Yasanın 3 üncü maddesi ile mülga 5272 Sayılı Belediye Kanununun geçici 1. maddesi hükümleri hükme dayanak tutulmuştur.
Gerçekten de 775 Sayılı olup 20.7.1966 tarihinde yürürlüğe giren Gecekondu Kanunu nun Belediyelere Arsa Sağlanması başlıklı 3 üncü maddesi, yasadaki istisna halleri ayrık ve yine yasada belirtilen koşulları mevcut olmak kaydı ile Hazinenin özel mülkiyetindeki ve devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazların bedelsiz olarak ilgili belediyelerin mülkiyetine geçeceğini öngörmüştür. Ancak, anılan yasa hükmü 3.7.2003 tarih 4916 Sayılı Yasanın 38. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Diğer taraftan 24.12.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5272 Sayılı Belediye Kanununun geçici 1. maddesi ile de istisna kuralları getirilerek, bu ayrıcalıklar dışında kalan Hazineye ait taşınmaz malların yasada belirtilen koşulların gerçekleşmesi halinde ilgili belediyelere bedelsiz devredileceğine ilişkin düzenleme yapıldığı, sözü edilen düzenlemenin, 5272 Sayılı Yasanın Anayasa Mahkemesinin 18.1.2005 tarih 2004/118-2005/8 sayılı kararı ile iptali sonucu yürürlükten kalktığı, sonradan yürürlüğe giren 5393 Sayılı Belediye Kanununda ise benzer bir hükme yer verilmediği bilinmektedir.
Bu durumda mahkemece hükme dayanak yapılan yasal düzenlemelerin hüküm tarihinde mer'i olmadığı açıktır. Buna karşın anılan yasaların yürürlükte bulundukları zaman içerisinde, davaya konu edilen taşınmazların mülkiyetinin nakli bakımından, dava tarafları yararına bir hakkın kazanılmasının dayanağını teşkil etmeleri halinde bu kazanmaya, kazanılmış hak kuralı gereği değer verileceğinde kuşku yoktur. Nitekim mahkemece kazanılmış hak kavramı hükme yapılan dayanaklardan biridir.
Öyle ise kazanılmış hak kavramı üzerinde durulmak gereklidir.
Bir hukuk kuralının yürürlüğü sırasında, bu kurala uygun biçimde tüm sonuçları ile kesin olarak edinilmiş hakların korunması, hukuk devletinin gereğidir. Tamamlanmış hukuki durumları yeni yasa veya düzenleyici kuralın etkilememesi onlar üzerinde hukuki sonuçlar doğurmaması, kazanılmış hakların saklı tutulması amacını güder.
Ancak, henüz tamamlanmamış veya devam eden hukuki durumlara yeni düzenleyici kural (olayımızda, 5272 Sayılı Yasanın geçici 1. maddesi bakımından Anayasa Mahkemesinin iptal hükmü; 775 Sayılı Yasanın 3.maddesi için ilga düzenlemesi) derhal yürürlüğe girme niteliği nedeniyle uygulanacak ve hukuki sonuçlarını doğuracaktır.
Somut olaya açıklanan ilkeler gözetilerek bakıldığında; gerek 5272 Sayılı Yasa ile ilgili Anayasa Mahkemesinin İptal kararı, gerekse 4916 Sayılı Yasa ile 775 Sayılı Yasanın 3 üncü maddesinin yürürlükten kaldırılmasına dair yasal düzenleme öncesi, çekişmeli taşınmazlar mülkiyetinin nizasız olarak davalı belediyeye geçmiş olması halinde, mülkiyetin nakli bakımından tamamlanmış hukuki durumun varlığından ve kazanılmış haktan söz edilebileceği muhakkaktır.
Bu konuda şu hususa da değinilmesinde yarar vardır, gerek 5272 Sayılı Kanunun geçici 1; gerekse 775 Sayılı Yasanın 3 üncü maddesi ifadeleri incelendiğinde, anılan düzenlemelerin konusunu teşkil eden hak, bakımından mülkiyeti kendiliğinden nakleden hükümler olmadığı, lehtarı idarelere tescil isteme hakkı verdiği açıktır. Öyle ise tescilsiz iktisaba ilişkin yasal düzenlemelerin eldeki davaya uygulama olanağı da yoktur.
Şu halde, davada çekişme konusu edilen taşınmazlar bakımından, davalı belediye yararına korunmaya değer bir kazanılmış hakkın varlığından söz edilemez.
Sonuç: Hal böyle olunca, dava konusu taşınmazların davalı belediye adına tescilinin dayanağını teşkil eden ve tescilin yolsuzluğu ileri sürülen hukuki sebep bakımından işin esasının sağlıklı bir şekilde incelenmesi tescilin 2981 Sayılı Yasanın 10. maddesi hükümlerine uygun olup olmadığının araştırılması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir, davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 16.03.2006 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy