MAHKEMESİ : ANKARA 22. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 02/05/2006
NUMARASI : 2004/509-138
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden malik olduğu .. parsel sayılı taşınmazdaki . ayrı bağımsız bölümü 12.4.1999 tarihli vesiyetname ile davalı çocuklarına vasiyet edip, tapuda adlarına temlik ettiğini daha sonra vasiyetten kısmen rucü ettiğini ileri sürerek tapuların iptal ve tescilini istemiştir.
Davalı C...velayeten F....,davanın reddini savunmuştur.
Diğer davalılar,davayı kabul ettiklerini bildirmişler, yargılama sırasında dava konusu ... parsel sayılı taşınmazdaki adlarına kayıtlı .....ve ,,nolu bağımsız bölümleri davacıya devretmişlerdir.
Mahkemece,davacı iddiası sabit görülerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı C.... D...a velayeten F... K...u vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, duruşma istemi dava değeri yönünden reddedildi.Gereği görüşülüp, düşünüldü.
KARAR-
Dava,tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece,davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden,toplanan delillerden davacının kayden maliki olduğu çekişme konusu ...parsel sayılı taşınmazdaki .....ve ... nolu bağımsız bölümlerin çıplak mülkiyetini 24.12.1999 tarihli akitle herbir bağımsız bölümü ayrı,ayrı davalılara satış suretiyle temlik ettiği görülmektedir.
Davacı,söz konusu temliklerin satış değil, bağış olduğunu ileri sürerek tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuş,davalı C..D..a velayeten F.. davayı kabul etmemiş,diğer davalılar kabul beyanında bulunup taşınmaz kayıtlarının iadesine de muvafakat etmişlerdir.
Bilindiği üzere; muvazaa kısaca irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanabilir. Muvazaada taraflar üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak için anlaşarak bazan aslında bir sözleşme yapma iradesi taşımadıkları halde görünüşte bir sözleşme yapmaktadırlar (mutlak muvazaa). Veya gerçek iradelerine uygun olarak yaptıkları sözleşmeyi iradelerine uymayan görünüşteki birsözleşme ile gizlemektedirler ( nisbi muvazaa) Yanlar, ister salt bir görünüş yaratmak için, ister başka bir sözleşmeyi gizlemek amacıyla, sözleşme yapsınlar görünüşteki sözleşme gerçek iradelerine uymadığından, tabandaki sözleşmede tapulu taşınmazlarda şekil koşullarını taşımadığından geçersizdir.
Her ne kadar muvazaayı düzenleyen B.K.nun l8. maddesinde ve öteki kanun hükümlerinde muvazaalı sözleşmelerin hüküm ve sonuçları hakkında bir açıklık bulunmamakta ise de; taraflar arasında alacak ve borç ilişkisi doğurmayacağı, muvazaanın varlığının hiçbir süreye bağlı olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği, mahkemece kendiliğinden (resen) göz önünde bulundurulması gerektiği, belirli bir sürenin geçmesi, sebebin ortadan kalkması veya ilgililerin olur (icazet) vermesi ile geçerli hale gelmiyeceği, uygulamada ve bilimsel görüşlerde ortaklaşa kabul edilmektedir.
Hemen belirtmek gerekirki, muvazaa nedeniyle geçersiz sözleşmeye dayanılarak bir taşınmazın tapuda temliki yapılmışsa bu tescil yolsuz bir tescil hükmündedir. Tapuda yapılan temlik ve tesciller illi işlemler olduğundan tapunun dayanağı sözleşme geçersiz ise tapu kaydının da Medeni Kanunun 1025. maddesine göre iptali gerekir. Ayrıca muvazaalı sözleşmeler yapıldığı andan itibaren taraflar arasında hüküm ve sonuç doğurmayacağından açılan dava sonunda verilen karar, yenilik doğurucu (inşai) bir hüküm değil, açıklayıcı (ihdasi) bir hüküm durumundadır.
Öte yandan, muvazaanın varlığını iddia eden taraf veya bunların ardılı (halefi) sıfatı ile hareket eden, başka bir anlatımla sözleşmenin yanlarından birine teb'an dava açan kişi Medeni Kanunun 6. maddesi gereğince bu iddiasını isbat etmek zorundadır. Senede bağlı bir sözleşmeye karşı muvazaa iddiası, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 288 ve 290. maddelerinde belirtildiği üzere ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Sözleşme aynı kanunun 293. maddesinde sözü edilen yakın akrabalar arasında yapılmış olsa dahi muvazaanın yazılı delille isbat edilmesi gerekir.Böyle bir sözleşmenin resmi şekilde yapılması halinde dahi olayın özelliği itibariyle adi yazılı delilin yeterli olacağı öğretide ve kararlılık kazanmış içtihatlarda ortaklaşa kabul edilmiştir. İşte bu görüşten hareketle 5.2.l947 tarih 20/6 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında taraf muvazaası ve takma ad ( namı-müstear) davalarında iddianın ancak yazılı delille kanıtlanabileceği kabul edilmiştir.
Somut olaya gelince; davacı kendi muvazaalı işlemine dayanarak eldeki davayı açmıştır.Böyle bir iddianın yukarıda açıklandığı üzere yazılı belge ile kanıtlanması zorunludur.Davacı,böyle bir belgede ibraz etmiş değildir
Hal böyle olunca, temyiz eden davalı adına kayıtlı .parsel sayılı taşınmazdaki .nolu bağımsız bölüm yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve yazılı olduğu gerekçelerle davanın kabul edilmiş olması doıru değildir.Davalının temyiz itirazları yerindedir.Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,20.11.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy