MAHKEMESİ : KARADENİZ EREĞLİ 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 12/07/2005
NUMARASI : 1996/321-443
Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;
Davacılar, miras bırakanlarından kendilerine intikal eden taşınmazların tapuda intikal işlemlerini yaptırabilmesi için davalılardan M...vekaletname verdiklerini, davalı M...'nın kötü niyetli olarak dava konusu taşınmazdaki paylarını, kardeşi olan diğer davalı T...e satış göstermek suretiyle devrettiğini, işlemlerin muvazaalı olduğunu, .parselin de davalı H...,,satış gösterilerek intikalinin sağlandığını, davalılar M..ve T.'in kendilerini zararlandırma kastıyla hareket ettiklerini, herhangi bir bedelin de ödenmediğini ileril sürüp, davalılar adına olan kayıtların iptali ile adlarına tescilini olmadığı takdirde 250 milyon TL'nin davalılar M.. ve T..'den tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar M...ve Tahsin; vekaletnamenin satış yetkisini de içerdiğini, satış bedellerinin davacılara ödendiğini belirtip, davanın reddini savunmuşlar, diğer davalı H.. ise cevap vermemiştir.
Mahkemece, tapu iptal ve tescil taleplerinin reddine, satış bedeli istekli davanın Tahsin bakımından reddine, M.. yönünden ise kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
-KARAR-
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal-tescil, olmadığı takdirde tazminat isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, tazminat isteğinin kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; davacıların davalılardan M...'yı 18.9.1979 tarihli vekaletname ile vekil tayın ettikleri, M..nın alınan bu vekaletnameyi kullanarak davacıların paydaşı bulundukları 14 parça taşınmazı kardeşi T...e 01.11.1991 ve 04.12.1991 tarihli akitlerle satış suretiyle temlik ettiği,...parsel sayılı taşınmazı da T...in satış suretiyle H....devrettiği anlaşılmaktadır.
Davacılar, vekilin vekalet görevini kötüye kullanmak suretiyle kendilerini zararlandırma kasdıyla hareket ederek, temliklerin gerçekleştirildiğini ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde "vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne varki; üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; mahkemece vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası bakımından, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde bir araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır.Vekaletnamede satış yetkisinin bulunması davanın reddi için yeterli neden sayılamaz.
Hal böyle olunca; iddia ve savunma doğrultusunda taraf delillerinin toplanması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, değinilen ilkelerde gözetilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davacıların bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden dolayı HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 07.12.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy