MAHKEMESİ : AKÇAABAT ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 23/05/2007
NUMARASI : 2006/49-2007/214
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı Hazine, çekişme konusu 104 ada 7 parsel sayılı taşınmazın kıyı-kenar çizgisi içerisinde kaldığını ileri sürerek, tapu iptali isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, İdarece belirlenen kıyı-kenar çizgisine göre taşınmazın bir bölümünün kıyı-kenar çizgisi içerisinde kaldığının belirlendiği gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
-KARAR-
Dava, 3621 Sayılı Kıyı Kanunundan kaynaklanan tapu iptali ve kayıt terkini isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, çekişme konusu 104 ada 7 parsel sayılı taşınmazın davalı adına tapuda kayıtlı olduğu davacı Hazinenin, taşınmazın idarece belirlenen kıyı-kenar çizgisi içerisinde kaldığını ileri sürerek, eldeki davayı açtığı görülmektedir.
Bilindiği üzere, son kez yürürlüğe giren 362l Sayılı Kıyı Kanunu'nun "kıyı kenar çizgisini" belirleme yöntemine ilişkin 5 ve 9. maddeleri, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı kapsamı dışında bırakılmış; anılan kanun maddesinin uygulanmasına yorum getiren ve görülmekle olan davalarda dikkate alınması zorunlu bulunan 28.11.1997 gün ve 5/3 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararın da "kural olarak, mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisi belirlenmesi görevinin adli yargıya ait olduğuna; ancak 3621 Sayılı Kıyı Kanununun 9. maddesi uyarınca idare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idari yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idare tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında,bunlara uygun şekilde kıyı kenar çizgisinin adli yargı tarafından saptanması gerektiğine"işaret edilmiştir.
Oysa mahkemece, 28.11.1997 gün ve 5/3 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında öngörüldüğü şekilde üç jeologtan oluşan uzman bilirkişi kurulu ve tapu fen memuru aracılığıyla yerinde yapılan keşif sonucu belirlenen kıyı-kenar çizgisine göre taşınmazın bir bölümünün kıyıda kaldığı saptandığı halde, idarece belirlenen ancak, bizzat bildirim yapılmadığı için bağlayıcılık niteliği taşımayan kıyı-kenar çizgisi esas alınmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiş olduğu görülmektedir.
Bu durumda, usulüne ve bilimsel verilere uygun olarak jeolog bilirkişi kurulu tarafından belirlenen kıyı-kenar çizgisi esas alınmak suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, hukuki dayanağı bulunmayan gerekçelerle delil olarak istifade edilmesi gereken idarece belirlenen kıyı-kenar çizgisi dikkate alınmak suretiyle yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Davalının bu yöne ilişkin temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 02.04.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.