(1086 S. K. m. 465, 472) (4721 S. K. m. 683) (YHGK. 30.12.2009 T. 2009/1-560 E. 2009/621 K.)
Dava: Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;
Davacı, şirketin mülkiyetinde bulunan 47 parsel sayılı taşınmazdaki yapıyı davalının haklı ve geçerli bir neden olmaksızın oturmak suretiyle kullandığını, ayrıca yapıya ilave inşaat yaptığını ileri sürerek elatmanın önlenmesi, eklenen muhtesatın yıkımı ve ecrimisil istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuş; birleştirilen davada, taşınmazdaki yapının kendisine ait olduğunun ve değerinin tespiti isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece, asıl dava ve birleştirilen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı karşı davacı tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Asıl dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, yıkım, ecrimisil; birleştirilen dava ise, muhtesatın mülkiyetinin tespiti isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, asıl davanın ve birleştirilen davanın da kabulüne karar verilmiş, davalı, fakir olması nedeniyle harcı ödeyemeyeceğini bildirip adli yardımdan yararlandırılarak dosyanın Yargıtay'a gönderilmesini istemiş, mahkemece 30.05.2008 tarihinde davalının isteği kabul edilerek yargılama harçlarını ödemekten geçici olarak muafiyetine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere adli yardım, fakir bir kimsenin, bir davanın gerektirdiği oldukça kabarık olan harç ve masrafları sağlayamaması durumunda, bu mali külfetlerden geçici olarak muaf tutulmasıdır (HUMY m. 465, 472). Anılan maddelerde adli yardımın yargılamanın hangi aşamalarında yapılacağı hususunda bir açıklık bulunmamaktadır. Temyizde bir dava olduğuna göre, temyiz aşamasında da adli yardım kararı verilebileceği kabul edilmelidir. Bu kabulün, yargı mercileri önünde hak arama özgürlüğünü düzenleyen Anayasa'nın 36. maddesi ile adli yargılanma hakkını düzenleyen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerine uygun olduğu da kuşkusuzdur.
İşin esasına gelince;
Davacıya ait 47 parsel sayılı taşınmaza davalının haklı ve geçerli bir nedeni olmaksızın gecekondu yapmak suretiyle müdahale ettiği saptanmak suretiyle davanın kabul edilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davalının bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine,
Davalının (birleştirilen davanın davacısı) diğer temyiz itirazlarına gelince,
Asıl dava dilekçesinde gösterilen dava değeri üzerinden davacı yararına avukatlık parası tayin ve takdir edilmesi gerekirken, keşifte saptanan ve harcı ikmal edilmeyen değer üzerinden avukatlık parasına hükmedilmesi doğru olmadığı gibi, davalıya (birleştirilen davanın davacısı) ait 3.80 x 12.70 m boyutlarında asıl bina ile. 3.20 x 9 m boyutlarında ilave yapı olduğu bilirkişi raporu ile saptandıktan sonra 3.20 x 9 m boyutlarındaki yapının yıkılmasına karar verildiği halde, aynı yer bakımından mülkiyetin tespitine de karar verilmesi ve dava kabul edildiği halde, davalı lehine 8.939 YTL avukatlık parasına hükmedilmesi de isabetsizdir.
Davalının temyiz itirazları değinilen yönler itibariyle yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlere hasren HUMY'nin 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.11.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy