(818 S. K. m. 21, 28) (1086 S. K. m. 76)
Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, davalı çocuklarının çekişme konusu taşınmazdaki binaya doğalgaz bağlatılması için bir takım resmi işlemlerin yapılması gerektiğini belirterek, kendisini kandırmak suretiyle tapuya götürdüklerini, tapuda satış yoluyla 7 parsel s. taşınmazının yarı payının (1/2 payın 1/4'er pay olarak) adlarına devrini sağladıklarını ve bir bedel ödenmediklerini ileri sürerek, tapu iptali ve tescili isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalılar vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 09.2.2010 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden M. Ü. vs. vekili Avukat S. O. B. geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi Ş. D. İ.'ün tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının, davalı çocukları M. ve M.'nın, çekişme konusu taşınmazdaki binaya doğalgaz bağlatılması için bir takım resmi işlemlerin yapılması gerektiğini belirterek kendisini kandırarak yanlarında tapuya götürdüklerini, tapuda maliki olduğu çekişme konusu 7 parsel s. taşınmazının yarı payının (1/2 payın 1/4'er pay olarak) satış suretiyle adlarına devrini sağladıklarını ve bir bedel ödemediklerini ileri sürerek, eldeki davayı açtığı, mahkemece de bedeller arasında aşırı fark olduğu Borçlar Yasasının 21. maddesinde öngörülen gabinin koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, olayları bildirmek taraflara hukuki nitelendirmeyi yaparak olaya uygulanacak yasa hükümlerini tesbit ve tayin etmek hakime aittir.
Bilindiği üzere; sözleşmenin gabin sebebiyle illetli olduğunun kabulü için edim ve karşı edim arasındaki nisbetsizliğin, taraflardan birinin, diğerinin şahsında mevcut özel bir durumu bilerek, istismar etmesi, sömürmesi sonucu oluşması gerekir. Dar ve zor halde kalmaları nedeniyle, sözleşme yapmağa, mallarını çok düşük bedel ile devretmeye sürüklenmiş kişileri korumak zayıfı güçlüye ezdirmemek için hukukumuzda da düzenlemeler yapılmış Borçlar Yasanın 21. maddesi ile aynen bir akitte ivazlar arasında açık bir nisbetsizlik bulunduğu takdirde eğer gabin mutazarrırın muzayaka halinde bulunmasından veya hiffetinden yahut tecrübesizliğinden istifade suretiyle vukua getirilmiş ise mutazarrır bir sene zarfında akti feshettiğini beyan ederek verdiği şeyi geri alabilir hükmü getirilmiştir.
O halde, gabinden söz edilebilmesi, objektif unsur olan edimler arasındaki aşırı nisbetsizlik yanında bir tarafın darda kalma, tecrübesizlik, düşüncesizlik (hafiflik) hallerinin bulunması, sair yanın ise yararlanmak, sömürmek kastını taşıması şeklinde iki subjektif unsurun dahi gerçekleşmesine bağlıdır. Gabinin varlığı zarar görene (sömürülene), sözleşme gününden itibaren bir senelik hakdüşürücü süre içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirerek iptal davası açıp iddiasını her türlü delille kanıtlama ve verdiğini geri isteme hakkı verir. Hemen belirtmek gerekir ki gabin davasında öncelikle edimler arasındaki, aşırı oransızlık üzerinde durulmalı, objektif unsur isbatlandığı takdirde mutazarrırın kişiliği, yaşı, sağlık durumu, toplumdaki yeri, ekonomik gücü psikolojik yapısı gibi maddi, manevi yönler yani subjektif unsur derinliğine araştırılıp incelenmelidir.
Yukarıda değinilen gabine ait ilkeler ileri sürülen iddialar çerçevesinde birlikte değerlendirildiğinde, davanın dayandırıldığı hukuki sebebin gabine ait bulunmadığı, hukuki nitelemenin hile olarak değerlendirilmesi gerekeceği kabul edilmelidir.
Oysa, mahkemece hile yönünden bir araştırma ve inceleme yapılmış değildir.
Bilindiği üzere; hile, genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak biçiminde tanımlanır. Hata da yanılma hilede yanıltma söz konusudur. B.K'nun 28/l maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri sair tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable Şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir senelik hakdüşürücü süre içinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Hal böyle olunca; yukarda açıklanan ilkeler çerçevesinde tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda hile hukuki nedeni yönünden gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, toplanan ve toplanacak delillerin birlikte değerlendirilmesi, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, HUMK.nun 76. maddesinde ön görülen hukuki nitelendirmede yanılgıya düşülerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davalıların, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan sebeplerden ötürü HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.12.2009 gününde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 750.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 09.02.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy