MAHKEMESİ : ANTALYA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 14/02/2008
NUMARASI : 2006/221-2008/17
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, çekişme konusu 2 parsel sayılı taşınmazın kadastro sırasında dava dışı kişiler adına tesbit ve tescil edildiğini, ifraz ve satış sonucu davalıya intikal ettiğini, tesbite dayanak tapu kaydının gayri sabit hudutlu olduğunu, taşınmazın 1. Derecede Doğal Sit alanında da kaldığını ileri sürerek, miktar fazlasının iptal ve tescili isteğinde bulunmuş, daha sonra davasını HUMK'nun 186. maddesi gereğince yeni malike yöneltmiştir.
Davalı N.., davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacı iddiası sabit görülerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı ve davalı N. O.. tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, duruşma isteği değeri yönünden reddedilip, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava Hazine tarafından açılan çekişmeli taşınmazın kayıt miktar fazlasının tapusunun iptali ve tescili isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.Dosya içeriği ve toplanan delillere göre; çekişme konusu taşınmazın geldi kaydı 930 parsel sayılı taşınmazın kadastro tesbitinin 19.10.1957 tarihinde yapıldığı, 21.3.1958 tarihinde kesinleştiği ve davanın 28.4.2006 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Her ne kadar, nizalı taşınmaza kadastro tesbiti sırasında revizyon gören tapu kaydının gayri sabit hudutlu olduğu, miktar fazlasının devletin hüküm ve tasarrufu altında ve kamu malı niteliğinde özel mülkiyete konu olamayacak (Anayasanın 43, 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 16/C maddesi gereğince) yerlerden olduğu keşfen saptanmış ise de; 25.2.2009 tarihinde kabul edilip, 14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasanın 2. maddesi ile 3402 Sayılı Yasanın 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen "bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmasızın uygulanır" ve 3. maddesi ile eklenen geçici 10. maddesinin " bu kanunun 12. maddesinin 3. fıkrası hükmü devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır" şeklindeki hükmü gözetildiğinde kadastro tespitinin kesinleştiği tarih olan 21/03/1958 ile davanın açıldığı tarih arasında 3402 Sayılı Yasanın 12.maddesinde sözü edilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu sabittir.
Hemen belirtilmelidir ki; kural olarak sonradan yürürlüğe giren yasa hükümlerinin ve İçtihadı Birleştirme Kararlarının kazanılmış hak (usulü müktesep hak) ilkesinin 28.6.1960 tarih, 21/9 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince istisnai niteliği gereği kesin hüküm halini almamış eldeki davalarda da gözetilmesi ve uygulanması gerekeceği tartışmasızdır. Öte yandan, yürürlüğe konulan hükümler kamu düzeniyle ilgili bulunduğundan ve re'sen gözetilmesi gerektiğinden somut olayda, aleyhe bozma yasağı ilkesinin de uygulanma yeri bulunmadığı izahtan varestedir.Hal böyle olunca; yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler gözetilerek davanın hak düşürücü süreden dolayı reddine her dava açıldığı tarihteki koşullara tabi olduğundan 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince belirlenen kıyı-kenar çizgisine göre davacının davasında haklı olduğu gözetilmek suretiyle yargılama gider ve bu giderlerden sayılın Av. ücretinden davalı tarafın sorumlu tutulmasına karar verilmek üzere hüküm bozulmalıdır.
Öyleyse, Hazinenin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.Reddine.Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 2.11.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy