MAHKEMESİ : GAZİANTEP 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 30/10/2008
NUMARASI : 2007/215-2008/497
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 3249 ada 4 parseldeki 8 bağımsız bölümünü şirketin borçları nedeniyle, yapılan sözleşme hükümleri çerçevesinde M. T..’e eşiyle birlikte sahibi oldukları, sonrasında kredi çekip borçlarını kapatabilmek amacıyla taşınmazın davalıya devrini sağladığını, devirler sırasında para alıp verilmediğini ileri sürerek, davalı adına olan tapu kaydının iptali ile adına tescili isteğinde bulunmuştur.
Davalı, tapu kaydına güvenip taşınmazı aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddianın kanıtlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü.
Davacı, maliki olduğu çekişmeli bağımsız bölümü, eşiyle birlikte sahibi oldukları şirketin borçları nedeniyle icra yoluyla değerinden az bir bedelle satılmaması için 10.10.2005 günlü sözleşme ile dava dışı M. T..'e devrettiğini, Ondan da güvenilir kişi olan davalıya aktarıldığını, bu devirlerde para alışverişi olmadığını ileri sürüp, iptal-tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davanın reddini savunmuş, mahkemece iddianın kanıtlanabilmesi için keşif yapılarak değerin belirlenmesi gerektiği, kesin süreye rağmen keşif avansı yatırılmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için taraflarca veya mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken bir kısmını işin özelliğine, tarafların durumlarına göre belirlemesi işini hakime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir. Bu nedenle, HUMK.'nun 159. maddesi açık hükmünde belirtildiği gibi kanunun tayin ettiği süreler hakim tarafından azaltılıp çoğaltılamaz. Buna karşın, aynı yasanın 163.maddesine göre hakimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim, tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltacağı gibi süre geçtikten sonra da tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde, verilen ikinci süre kesindir. Ancak, hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usuli kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun, isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Böylece, kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla, geciken adaletinde bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır.
Bunların yanında, bir hakkın kesin süre nedeniyle ortadan kalkması için kararın yasaya uygun olması gerekir. Aksi halde, buna riayetsizlik hukuki sonuç doğurmaz.
Somut olaya gelince;
İddianın içeriği ve ileri sürülüş biçimine göre davada davacı ile dava dışı M. T.. arasındaki ilişki bakımından inanç sözleşmesi hukuksal nedenine dayanıldığı açıktır. Bu tür iddiaya dayalı isteklerin de 5.2.1947 tarih 20/6 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delil ile kanıtlanabileceği yargısal uygulamalar gereğidir.
Çekişmeli taşınmaz davacıya aitken 27.10.2005 tarihinde dava dışı M. T..'e satış suretiyle temlik edildiği, M..'in de 7.12.2005 tarihinde yine satış suretiyle davalıya aktardığı gözetildiğinde, ilk ilişkinin kanıtlanabilmesi bakımından keşif yapılması bir zorunluluk olmadığından verilen kesin sürenin de yasal olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca, öncelikle ilk el M.T..'in davada yer almasının sağlanması, davacı ile M. T..arasındaki ilişkinin inanç sözleşmesine dayalı olduğunun belirlenmesi halinde ikinci el konumundaki davalının iyiniyetinin araştırılması tarafların bu yönde bildirecekleri tüm delillerin toplanması, keşif hususunun o aşamada düşünülmesi ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, delillerin taktirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.Davacının, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMY.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 09.11.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy