MAHKEMESİ : FATİH 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ,
TARİHİ : 25/10/2007
NUMARASI : 2006/230-2007/297
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, ortak mirasbırakanları E. G..’in kayden malik olduğu 356, 454, 544 ve 2795 parsel sayılı taşınmazları mirastan mal kaçırmak amacıyla ölünceye kadar bakma akdi ile muvazaalı olarak davalıya temlik ettiğini ileri sürerek saklı paylarını ihlal eden tasarrufların iptali ile uğradıkları zararın tazmini olmadığı takdirde tenkise karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, bakım yükümlülüğünü yerine getirdiğini, temlik işlemlerinin muvazaalı olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; sözleşmenin feshini gerektirir bir neden olmadığını, ölünceye kadar bakma akdinden kaynaklı edimlerin yerine getirildiğini, sözleşme geçerli olduğundan tenkis isteminin de dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava; muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece; davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakanın dava konusu taşınmazları kızı olan davalıya ölünceye kadar bakma akdi ile devrettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir bağıttır. (BK madde 511).başka bir anlatımla, ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer.(BK 514.)
Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için, sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olmaz.
Kural olarak, bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. (BK. 18) Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşu değil de, mirasçıdan mal kaçırma iradesi taşıdığı belirlenirse akdin ivazlı, bedel karşılığı olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 01.04.1974 tarih, 1/2 Sayılı İnançları Birleştirme kararı olayda uygulama yeri bulur.
Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi için de sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri gibi bilgi ve bulguların göz önünde tutulması gerekir.
Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde mahkemece yapılan araştırma, inceleme ve soruşturma sonucu; mirasbırakanların davalıya ölünceye kadar bakma akdi ile yapmış olduğu temliklerin gerçek bakım karşılığı ve ivazlı akid olduğu, mirasçıdan mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olmadığı saptanmak suretiyle davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. O halde, davacıların bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine,
Ancak davacıların payına tekabül eden değer dikkate alınarak davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekirken taşınmazların toplam değeri üzerinden avukatlık ücretine hükmedilmiş olması doğru değildir.
Hal böyle olunca; davacıların bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.