MAHKEMESİ : SİLİVRİ 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 06/03/2008
NUMARASI : 2006/141-2008/102
Taraflar arasındaki davadan dolayı Silivri 2. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 06.03.2008 gün ve 141-102 sayılı hükmün onanmasına ilişkin olan 17.09.2008 gün ve 7103-9360 sayılı kararın düzeltilmesi süresinde taraf vekillerince istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, 3621 Sayılı Yasadan kaynaklanan tapu iptali ve taşınmazın sicil kaydının kütükten terkini isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillere göre; çekişme konusu taşınmazın kadastro tespitinin 22.12.1972 tarihinde yapıldığı ve 11.7.1990 tarihinde kesinleştiği, davanın ise 7.7.2005 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Her nekadar, çekişmeli taşınmazların kıyı-kenar çizgisine göre kıyıda kalan bölümlerinin devletin hüküm ve tasarrufu altında ve kamu malı niteliğinde özel mülkiyete konu olamayacak (Anayasanın 43, 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 16/C maddesi gereğince) yerlerden olduğu keşfen saptanmış ise de; 25.2.2009 tarihinde kabul edilip, 14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasanın 2. maddesi ile 3402 Sayılı Yasanın 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen "bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmasızın uygulanır" ve 3. maddesi ile eklenen geçici 10. maddesinin " bu kanunun 12. maddesinin 3. fıkrası hükmü devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır" şeklindeki hükmü gözetildiğinde kadastro tespitinin kesinleştiği tarih olan 11.7.1990 ile davaların açıldığı tarihler arasında 3402 Sayılı Yasanın 12.maddesinde sözü edilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu sabittir.
Hemen belirtilmelidir ki; kural olarak sonradan yürürlüğe giren yasa hükümlerinin ve İçtihadı Birleştirme Kararlarının kazanılmış hak (usulü müktesep hak) ilkesinin 28.6.1960 tarih, 21/9 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince istisnai niteliği gereği kesin hüküm halini almamış eldeki davalarda da gözetilmesi ve uygulanması gerekeceği tartışmasızdır. Öte yandan, yürürlüğe konulan hükümler kamu düzeniyle ilgili bulunduğundan ve re'sen gözetilmesi gerektiğinden somut olayda, aleyhe bozma yasağı ilkesinin de uygulanma yeri bulunmadığı izahtan varestedir.
Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler karşısında hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Anılan hususlar, tarafların karar düzeltme isteği üzerine bu kez yapılan inceleme sonucunda anlaşıldığından, davalının karar düzeltme isteğinin HUMK.'nun 440.maddesi uyarınca kabulüne, Dairenin 17.9.2008 tarih ve 2008/7103 Esas, 2008/9360 Karar sayılı onama ilamının ortadan kaldırılmasına, yerel mahkemenin 6.3.2008 gün ve 2006/141 esas, 2008/102 sayılı
kararının açıklanan nedenlerle ve her dava açıldığı tarihteki koşullara tabi olduğundan ve dava tarihi itibarı ile davacı Hazine davasında haklı olduğu, sonradan çıkan yasa gereğince davasında haksız duruma düşmesi yargılama gideri ve bu giderlerden sayılan avukatlık ücretinden davalının sorumlu tutulması gerektiği gözetilerek bir karar verilmek üzere HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacı idarenin tashih isteği yerinde olmayıp reddine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 23.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.