MAHKEMESİ : KOCAELİ 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 26/12/2007
NUMARASI : 2006/124-2007/467
Taraflar arasındaki davadan dolayı Kocaeli 1. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 26.12.2007 gün ve 124-467 sayılı hükmün onanmasına ilişkin olan 3.4.2008 gün ve 2094-4353 sayılı kararın düzeltilmesi süresinde davalılar vekili tarafından istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, 3621 Sayılı Yasadan kaynaklanan tapu iptali ve taşınmazın sicil kaydının kütükten terkini isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillere göre; çekişme konusu taşınmazın kadastro tespitinin 9.9.1980 tarihinde yapıldığı ve 31.3.1981 tarihinde kesinleştiği, davanın ise 23.1.2006 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Her nekadar, çekişmeli taşınmazların kıyı-kenar çizgisi içinde kalan bölümlerinin devletin hüküm ve tasarrufu altında ve kamu malı niteliğinde özel mülkiyete konu olamayacak (Anayasanın 43, 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 16/C maddesi gereğince) yerlerden olduğu keşfen saptanmış ise de; 25.2.2009 tarihinde kabul edilip, 14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasanın 2. maddesi ile 3402 Sayılı Yasanın 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen "bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmasızın uygulanır" ve 3. maddesi ile eklenen geçici 10. maddesinin " bu kanunun 12. maddesinin 3. fıkrası hükmü devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır" şeklindeki hükmü gözetildiğinde kadastro tespitinin kesinleştiği tarih olan 31.3.1981 ile davaların açıldığı tarihler arasında 3402 Sayılı Yasanın 12.maddesinde sözü edilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu sabittir.
Hemen belirtilmelidir ki; kural olarak sonradan yürürlüğe giren yasa hükümlerinin ve İçtihadı Birleştirme Kararlarının kazanılmış hak (usulü müktesep hak) ilkesinin 28.6.1960 tarih, 21/9 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince istisnai niteliği gereği kesin hüküm halini almamış eldeki davalarda da gözetilmesi ve uygulanması gerekeceği tartışmasızdır. Öte yandan, yürürlüğe konulan hükümler kamu düzeniyle ilgili bulunduğundan ve re'sen gözetilmesi gerektiğinden somut olayda, aleyhe bozma yasağı ilkesinin de uygulanma yeri bulunmadığı izahtan varestedir.
Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler karşısında hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Anılan hususlar, davalıların karar düzeltme isteği üzerine bu kez yapılan inceleme sonucunda anlaşıldığından, davalıların karar düzeltme isteğinin HUMK.'nun 440.maddesi uyarınca Kabulüne, Dairenin 3.4.2008 tarih ve 2008/2094 Esas, 2008/4353 Karar sayılı onama ilamının ortadan kaldırılmasına, yerel mahkemenin 26.12.2007 gün ve 2006/124 Esas, 2007/467 sayılı kararının yukarıda değinilen yasal düzenlemeler ve ayrıca her davanın açıldığı tarihteki koşullara tabi olacağı, dava tarihinde haklı iken sonradan yürürlüğe giren yasa sebebiyle haksız duruma düşen davacının yargılama giderleri ve avukatlık ücretinden sorumlu olamayacağı aksine davalının sorumluluğunu gerektireceği gözetilerek bir karar verilmek üzere HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 30.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy