MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 13. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 24/09/2008
NUMARASI : 2007/206-2008/259
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, miras bırakanları Gülizar T... ve N... T...’in paydaşı oldukları 13 parsel sayılı taşınmazdaki 2 nolu işyerini davalı şirketin haksız olarak kullandığını ileri sürerek elatmanın önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, mirasçılardan dava dışı Y... H... ’ten miras payını gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile satın aldığını belirtmiş, savunmasını ıslah ederek taşınmazda N... T... vasisi Y... H... ile imzaladıkları kira sözleşmesi ile taşınmazı kullandığını bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının taşınmazı kiracı sıfatı ile kullandığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince süresinde temyiz edilmiş olmakla Tetkik Hakimi raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 13 parsel sayılı taşınmazda davacının murisleri olan N... T...’in ½, Gülüzar T...’in ¼ oranında pay sahibi oldukları, geri kalan ¼ payın ise dava dışı üçüncü kişi adına kayıtlı olduğu, davalı şirketin anılan taşınmazı murislerden N... T... vasisi Y... H... ile imzalanan 1.8.2005 tarihli adi yazılı kira sözleşmesine göre kullandığı, kayden paydaş olan murislerden G...’ın 21.12.2004 de, diğer muris N...’in ise 18.10.2006 da öldüğü, mirasçı olarak çocukları davacı Emel ile dava dışı Y... H...ve Y...’ın kaldığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, geçerli bir kira sözleşmesi bulunduğu benimsenmek suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; Medeni Kanunun (Eski 624.) 691.maddesinin son bendi, müşterek mülkiyette mühim olan idari tasarrufların hüküm ifade edebilmesini; pay ve paydaş çoğunluğu ile gerçekleştirilmiş olması koşuluna bağlamıştır. 6.5.1955 tarih 12/18 Sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının ilk bendinde ifade edildiği üzere, müşterek mülkün kiraya verilmesi önemli idari tasarruflardandır. Değinilen yasal düzenleme ve yargısal uygulamaya göre pay ve paydaş çoğunluğuna dayanmayan kira sözleşmelerine geçerlilik tanımak olanağı yoktur. Kira sözleşmesinde yer almayan paydaş ya da paydaşların Borçlar Kanununun 248. maddesinde yazılı olan ve kiranın esaslı unsurunu teşkil eden bedelden paylarına düşen miktarı sonradan aldıklarının anlaşılması durumunda anılan kanunun 38. maddesi uyarınca sözleşmeye icazetin gerçekleşebileceği kuşkusuzdur.
Somut olayda; ½ pay sahibi N... vasisi ile yapılan kira sözleşmesinde pay ve paydaş çoğunluğu sağlanmadığı gibi davacının hesabına önceki kiracı dava dışı S... kuaför tarafından kira bedellerinin yatırıldığının zannedildiği yönündeki davacı iddiasının da aksi kanıtlanmış değildir.
Öte yandan, davalı şirket ile yapılan sözleşme tarihinde ½ pay sahibi N...’in vesayet altında olduğu, vasinin ilgili makamdan gerekli izinleri almadan sözleşmeyi yaptığı görülmektedir.
Tüm bu somut olaylar yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde kira sözleşmesinin geçerli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 6.5.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy