(4721 S. K. m. 683, 737) (3194 S. K. m. 32, 42)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, 04.02.1987 tarih ve 2 sıra noda tapuya kayıtlı taşınmazın paydaşı olduklarını, davalının da komşu taşınmaz maliki olup, kendilerine ait evin duvarına imar mevzuatına aykırı olarak üst bağlantı yaparak iki duvar arasındaki üst bağlantının üzerine bir oda ve banyolarının bitişiğine balkon inşa ettiğini banyo penceresi yakınındaki bu yapılaşmanın rahatsızlık verdiğini ileri sürerek, elatmanın önlenmesi ve yıkım istemişler, yargılama sırasında davacılar ile davalı taşınmazların da kadastro tespiti yapılarak kesinleşmiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddianın sabit olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi S.Ö.'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacılar, davalı tarafından sonradan inşa edilen balkonun imar mevzuatına uygun olmadığı gibi, komşuluk hukukuna da aykırılık teşkil ettiğini ileri sürüp, dava, komşuluk hukukundan kaynaklı elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu 101 ada 346 parsel sayılı taşınmazda davacıların paydaş oldukları, 101 ada 345 nolu parselinde davalı adına kayıtlı bulunduğu anlaşılmaktadır.
Davacılar, davalı tarafından sonradan inşa edilen balkonun imar mevzuatına uygun olmadığı gibi komşuluk hukukuna aykırı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır. Bilindiği üzere, Çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini göz önünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Somut olaya gelince; davalının kendi mülkiyet alanına imar yasasının 32. ve 42. maddelerine aykırı biçimde yapmış olduğu balkon bakımından idarenin ve idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur. Ayrıca balkonun imar mevzuatına uygun olmaması yalnız başına komşuluk hukukuna aykırı bir davranış sayılmayıp bunun yanı sıra hoşgörü sınırlarını aşan bir taşkınlık teşkil ettiğinin kanıtlanması gerektiği de açıktır.
Ne var ki, mahkemece davalının inşa ettiği balkon nedeniyle davacıların komşuluk hukuku bakımından ne gibi bir zarar gördükleri üzerinde yeterince durulmuş değildir.
Sonuç: Hal böyle olunca, yerinde uzman bilirkişiler aracılığıyla keşif yapılması, konunun yukarıdaki ilkeler çerçevesinde irdelenmesi ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek karar verilmiş olması doğru değildir. Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 11.05.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy