MAHKEMESİ : ADANA 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ,
TARİHİ : 29/05/2007
NUMARASI : 2002/191-2007/262
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, 1954 yılından yapılan kadastro çalışmaları sırasında 36 parsel olarak tespit gören dava konusu taşınmaz hakkında açılan tespite itiraz davası sonucunda tespit malikleri adına tesbit gibi tesciline karar verilip, sicil kaydının oluştuğunu, ancak tespit maliklerinden bir kısmından, mirasbırakanlarının pay satın aldığını, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle, miras bırakanlarının aldığı payın gözden kaçıp ona göre hüküm kurulduğunu ileri sürüp mirasbırakanlarının tespit malikleri Devlet ve M..'den aldığı ve davalılar adına olan kayıtların iptali ile mirasçılar adına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; özellikle çap kaydından çekiyme konusu 36 parsel sayılı taşınmazda davalılar mirasbırakanları ve dava dışı kişelerin paydaş oldukları anlaşılmaktadır.
Davacılar, 1954 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında 36 parsel olarak tespit gören dava konusu taşınmaz hakkında açılan tespite itiraz davası sonucunda tespit malikleri adına tespit gibi tesciline karar verilip, sicil kaydının oluştuğunu, ancak tespit maliklerinden M.A.. ve Devlet Türkan'dan mirasbırakanları H..'ın pay satın aldığını, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle alınan payın gözden kaçıp, ona göre hüküm kurulduğunu ileri sürerek M.. ve Devlet'den alınan payların iptal ve payları oranında adlarına tescilini istemişlerdir.
Gerçekten de, H. A..'nın 25.11.1971 tarihinde öldüğü, davacıların H.. mirasçıları olduğu, davalıların ise M.. ve Devlet mirasçıları olduğu getirtilen kayıtlardan anlaşılmaktadır. Çekişme konusu taşınmazın kadastro tespitinin 28.4.1953 tarihinde davalılar mirasbırakanları ve dava dışı şahıslar adına tespit edildiği ve şahıslar tarafından itiraz edildiği, M..'in 21.10.1967 tarihinde Devlet'in ise 9.7.1968'de paylarını H.A..'ya satış suretiyle devrettiği dosya kapsamı ile sabittir.
Ne var ki, şahıslar tarafından Devlet, M.. ve diğer tespit malikleri aleyhine açılan tespite itiraz davası sonucunda , davacılar mirasbırakanı H..'ın pay satın aldığı belirlenmiş, davacının temyizi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince hükmün bozulmasına karar verilmiş ve 27.10.1983 tarihinde müdahil davacının davasının reddine karar verilip 19.01.1998 'de verilen karar kesinleşmiştir.Anılan dava dosyasında davacıların veya murislerinin taraf olmadıklarında kuşku yoktur.Öyle ise davacılar yönünden kesin hükmün varlığından sözedilebilme olanağı da bulunmamaktadır.
Bilindiği gibi, maddi anlamda kesin hüküm, yargısal (kazai) kararlara tanınan yasal gerçeklik (hakikat) vasfıdır. Bu vasıf yargısal (kazai) kararların gerçeğe (hakikata) uygun olarak verildiğinin kabul edilmesini zorunlu kılar.Kesin hüküm kuralı, haklı ve adil kararların korunması yanında, kişiler arasındaki çekişmelerin sonsuza dek davam etmesini önlemek, toplumun istikrar ve düzenini sağlamak, hukukun ve yargının güvenirliğini korumak amacıylada kabul edilmiştir.Bütün yasal yollar kapandıktan ve verilen hüküm kesinleştikten sonra, aynı davanın tekrar yargı önüne getirilmesi, toplumda sonu gelmeyen çekişmelere, huzursuzluklara, istikrarsızlıklara, kazanılmış hakların her zaman ortadan kaldırılabileceği endişesine neden olur.Çelişkili kararların çıkmasına sebebiyet verir.Bu itibarla, tarafları,mevzuu ve sebebi aynı olan Devletin iştiraki, hakimin tarafsız araştırması ve iradesi ile kurulan, tüm yasal yollardan geçmek suretiyle; diğer bir anlatımla şekli yönüyle de kesinleşen önceki hükmün korunmasında kamunun büyük yararı bulunmaktadır.
Hukukumuzda kamu düzeninden sayılan ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 237.maddesinde düzenlenen kesin hüküm tarafların anlaşmaları ile ortadan kaldırılamadığı gibi, mahkemece kendiliğinden (resen) gözönünde tutulur. Düzenlediği hak ve çıkar ilişkileri yönünden yasal gerçeklik (hakikat) sayıldığından taraflarını bağlar.
Hal böyle olunca, işin esasına girilmesi soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.
Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğnice BOZULMASINA, alınan peşin hacrın temyiz edene geri verilmesine, 17.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.