MAHKEMESİ : ANTALYA 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 28/11/2007
NUMARASI : 2006/240-2007/471
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı hazine, 1. derece doğal sit alanı içersinde yer alan dava konusu 6110 ada 9 parsel sayılı taşınmazın geldisini teşkil eden 930 sayılı kadastral parselin Şubat 307 tarih 132 nolu 20.000 m2’lik tapu kaydına istinaden 25.000 m2 olarak davalı bayii adına tespit ve tescil edildiğini, dayanak tapu kaydının doğu sınırının bataklık ve göl olduğunu, sınırlarının genişletilmeye elverişli bulunduğunu, daha sonra ifrazen 9 parsel numarasını aldığını ileri sürerek tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı, parselin imar gördüğü, imar işlemi iptal edilmedikçe davanın görülemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, miktar fazlasının öncesinin bataklık kuru göl yatağı ve 1. derece doğal sit alanı olduğu, zilyetlikle kazanılamayacak yerlerden bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile tapunun iptal ve tesciline karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, duruşma isteğinin değerden reddiyle gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, tapu kayıt miktar fazlasının devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan yerlerden olduğu iddiası ile açılan tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazın kayıt miktar fazlasının bataklık, kuru göl yatağı ve birinci derece doğal sit alanı olduğu gerekçesi ile tapusunun iptali ile davacı hazine adına tesciline karar verilmiştir. Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu taşınmazın geldisini teşkil eden 930 sayılı kadastral parselin tespitinin 21.3.1958 tarihinde kesinleştiği, davanın ise 28.4.2006 tarihlerinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Her nekadar, çekişmeli taşınmazın kayıt miktar fazlası olan bölümlerinin devletin hüküm ve tasarrufu altında ve kamu malı niteliğinde özel mülkiyete konu olamayacak ( 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 16/C maddesi gereğince) yerlerden olduğu keşfen saptanmış ise de; 25.2.2009 tarihinde kabul edilip, 14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasanın 2. maddesi ile 3402 Sayılı Yasanın 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen "bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmasızın uygulanır" ve 3. maddesi ile eklenen geçici 10. maddesinin " bu kanunun 12. maddesinin 3. fırkası hükmü devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır" şeklindeki hükmü gözetildiğinde kadastro tespitinin kesinleştiği tarih olan 21.3.1958 ile davanın açıldığı tarihler arasında 3402 Sayılı Yasanın 12.maddesinde sözü edilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu sabittir.
Hemen belirtilmelidir ki; kural olarak sonradan yürürlüğe giren yasa hükümlerinin ve İçtihadı Birleştirme Kararlarının kazanılmış hak (usulü müktesep hak) ilkesinin 28.6.1960 tarih, 21/9 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince istisnai niteliği gereği kesin hüküm halini almamış eldeki davalarda da gözetilmesi ve uygulanması gerekeceği tartışmasızdır. Öte yandan, yürürlüğe konulan hükümler kamu düzeniyle ilgili bulunduğundan ve re'sen gözetilmesi gerektiğinden somut olayda, aleyhe bozma yasağı ilkesinin de uygulanma yeri bulunmadığı izahtan varestedir.
Hal böyle olunca; yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler gözetilerek davanın hak düşürücü süreden dolayı reddine her davanın açıldığı tarihteki koşullara tabi olacağı ilkesi karşısında mahkemece yapılan araştırma, uygulama sonunda miktar fazlası yönünden davalı tarafın davada haksızlığı ortaya çıktığına göre yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden davalı tarafın sorumluluğuna karar verilmek üzere hüküm bozulmalıdır.
Davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 12.11.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.