MAHKEMESİ : ALANYA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 02/04/2009
NUMARASI : 2008/676-2009/476
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden maliki bulunduğu 1118 (yenileme ile 271 ada 6) parsel sayılı taşınmazın 02.11.1999 tarihli protokol doğrultusunda davalıya satış yoluyla temlik edildiğini, satış kararının alındığı genel kurulda temsilin sahte belgelerle sağlandığını, satış bedelinin ödenmediğini, davalının o zamanki şirket yöneticisi ile hareket ederek taşınmazı bedelsiz edindiğini ileri sürüp sahtecilik, hile ve muvazaa nedeniyle tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın zaman aşımı ve hak düşürücü sürede açılmadığını, dava konusu taşınmazın satışı taraflar arasındaki protokole göre yapılıp bedelinin ödendiğini, iddiaların doğru olmadığını belirtip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine ilişkin olarak verilen karar, dairece; “eksik araştırma ile karar verilmesi doğru değildir” gerekçesiyle bozulması üzerine bozmaya uyularak davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 15.12.2009 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat A. S..ile temyiz edilen vekili Avukat A. G.. geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Hükmüne uyulan bozma ilamında, taraflar arasındaki uyuşmazlığın niteliği ortaya konularak yapılması gerekli olan araştırma ve incelemenin neden ibaret olacağı duraksamaya yer bırakmayacak şekilde açıklanmış ve mahkemece yapılan araştırma ve değerlendirme sonucunda davanın reddine karar verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, tapu sicilinin tutulmasının prensiplerinden biri, ‘sicilin aleniyeti (güvenilirliği)’, bir diğeri, ‘tescil’, bir başkası, ‘hazinenin kusursuz sorumluluğu’, sonuncusu ise, ‘geçerli bir hukuki sebebin bulunması’, bir başka deyişle illetten mücerret olmamasıdır.
Gerçekten de, korunması gerekli olan bir sicilin ve tescilin varlığının kabul edilebilmesi için geçerli bir hukuki sebebinin olması zorunlu olup, sicilin dayanağını oluşturan hukuki işlemin geçersiz olması halinde Türk Medeni Kanununun 1025. maddesinde öngörülen yolsuz tescil niteliği taşıyacağı tartışmasızdır.
Somut olaya bu ilkeler çerçevesinde bakıldığında, sahtecilik olgusu Adli Tıp Kurumu raporu ile tespit edilmiş bulunduğuna göre tescilin yolsuz olduğu açıktır.
Diğer taraftan, davacı şirketin sonradan usuli dairesinde yapmış olduğu genel kurul toplantılarında da sahtecilik ile gerçekleştirilen işlemin ibra edildiğine dair alınan bir karar da bulunmamaktadır.
Ayrıca, anılan genel kurul toplantılarında şirketin yönetim kurulunun şatışın yapıldığı dönemi de içerecek şekilde ‘bilanço ve gelir gider tablosunun’ onaylanmış olmasının sahtecilikle muallel (geçersiz) işleme muvafakat edildiği sonucunu doğuracağını söyleyebilme olanağı yoktur.
Öte yandan; çekişmeli taşınmazın satışına karar alındığı tarihte genel kurulun oluşumunun sahtecilikle teşkil edildiği ve buna dayalı olarak alınan karardan sonra taşınmazın el değiştirdiği sabittir. O halde, davalının edinmesinin dayanağının altında yatan sahtecilikle gerçekleştirilen genel kurul kararı olduğunda da şüphe bulunmamaktadır. Bu oluşuma göre, davalı tapu sicillerinin güvenilirliği ve aleniyetinden istifade ederek sicilden edinen kişi değil, sicilin dayanağı belgeden edinen kişi olup, ilk el konumundadır. Öyleyse davalının Türk Medeni Kanununun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanma imkanı bulunmadığı da şüphesizdir.
Ayrıca, sahtecilikle gerçekleştirilen işleme karşı açılacak olan davaların zaman aşımı ve hak düşürücü süreye tabi bulunmadığı da gözetildiğinde süresi içinde genel kurul kararının iptali hususunda dava açılmamış olması neticeye etkili değildir.
Hal böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.12.2008 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 625.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 15.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.