MAHKEMESİ : YENİPAZAR(AYDIN) ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 27/01/2009
NUMARASI : 2007/18-2009/3
Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;
Davacı, miras bırakanı A.S..'nun diğer mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla 68 ada 79 parsel sayılı taşınmazını satış göstererek davalı torununa bağışladığını, taşınmazın daha sonra kısmen imar uygulamasına tabi tutulduğunu, temlik tarihinde murisin 85 yaşında olup akli melekelerinin yerinde olup olmadığının belli olmadığını ileri sürüp, tapu kayıtlarının iptali ile miras payı oranında adına tescilini istemiştir.
Davalı, miras bırakanın ölünceye kadar temyiz kudretinin yerinde olduğunu, ihtiyacı nedeniyle taşınmazı satışa çıkardığını, alım gücü bulunduğunu, işlemin gerçek satış olduğunu bildirip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, işlemin danışıklı olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava ve birleşen dava, tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dilekçe içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçimine göre muris muvazaası yanında ehliyetsizlik hukuksal nedenine de dayanıldığı açıktır.
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanunun “ fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir “ biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç ( yükümlülük ) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin ( reşit ) olmayı kabul ederek “ ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. “ hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü “ eylem ve işlev ehliyeti olarak ta tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde “ yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21)
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tesbitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar H.U.M.K.’nun 286 maddelerinde belirtildiği gibi bilirkişinin “rey ve mutaalası” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Somut olaya yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde bakıldığında, mahkemece hükme elverişli olacak nitelikte bir araştırma ve inceleme yapıldığı söylenemez.
Hal böyle olunca, kamu düzeni ile ilgili olması sebebiyle öncelikle ehliyetsizlik iddiası bakımından 2659 Sayılı Yasanın 7. ve 16.maddeleri gereğince Adli Tıp Kurumu 4.İhtisas Dairesinden gerekli araştırmanın yapılması, mirasbırakanın ehliyetsiz olduğunun anlaşılması halinde istek gözetilmek ve değerlendirilmek suretiyle bir hüküm kurulması yok eğer ehliyetli olduğu anlaşılırsa muris muvazaası hukuksal nedeninin irdelenmek ve değerlendirilmek suretiyle bir hüküm kurulması gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.
Davalının, temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 18.11.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy