MAHKEMESİ : BANAZ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 22/02/2007
NUMARASI : 2002/252-2007/82
Taraflar arasında görülen davada; Davacı, ortak miras bırakanları A. İ.dan intikal eden taşınmazları davalıların korku ve baskısı ile iradesinin fesata uğratılarak yapılan rızai taksim sonucu değersiz ve verimsiz taşınmazın adına tescil edildiğini ileri sürerek sicilin dayanağı sözleşmenin (akdin) iptalini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacı iddiası sabit görülerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi . .raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, ikrah hukuksal nedenine dayalı sicilin dayanağı sözleşmenin iptali isteğine ilişkindir.
Mahkemece, Tapu Sicil Müdürlüğünün 15.5.2002 tarih/558 yevmiye nolu miras taksim sözleşmesinin (aktin) iptaline karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden tarafların , tapuda yaptıkları rızai taksimle miras bırakandan intikal eden taşınmazları 15.5.2002 tarihli akitle adlarına tescil ettirdikleri davacıya, yapılan rızai taksim gereğince 556 parsel sayılı taşınmazın tescil edildiği anlaşılmaktadır.
Davacı, ortak miras bırakanları A. İ.'dan intikal eden taşınmazların davalıların korku ve baskısı ile iradesi fesata uğratılarak yapılan rızai taksim sonucu değersiz ve verimsiz yerlerin adına tescil edildiğini ileri sürerek rızai miras taksim sözleşmesi ve buna bağlı oluşan sicil kayıtlarının iptali istekli eldeki davayı açmıştır.
Bilindiği üzere; bir kimse, karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin kendisi veya yakınlarının maddi veya manevi varlığına yönelik hukuka aykırı ve esaslı korkutması sonucu yaptığı sözleşme ile bağlı sayılamaz.Borçlar Kanunun 30.maddelerinde belirtildiği üzere ikrahtan söz edilebilmesi için tehdidin sözleşmeyi yapan kimsenin veya yakınlarının kişilik haklarına veya mal varlıklarına yönelik olması,ikraha maruz kalanın subjektif durumuna göre ağır ve derhal meydana gelebilecek nitelik taşıması, haksız (hukuka aykırı) sayılması, illiyet bağının bulunması, yani sözleşmenin tehdidin yarattığı korku sonucu yapılması zorunludur. Bu koşulların varlığı halinde iradesi sakatlanan taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir.Hemen belirt mek gerekirki iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Korkunun kalktığı tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı sarih ve zımni bir irade açıklaması ile fesedilebileceği gibi def'i veya dava yoluylada kullanılabilir.Sözleşme iptal edilmekle yapıldığı andan itibaren ortadan kalkacağı için yerine getirilen edim ayni bir istihkak davası (tapulu taşınmazlarda iptal ve tesçil davası), bunun mümkün olmadığı hallerde sebepsiz zenginleşme davası ile geri istenebilir.
Somut olaya gelince: dosya kapsamı ve tanık beyanlarından tarafların miras bırakanı A.İ.'ın 2.9.2000 tarihinde öldüğü dava konusu taşınmazların 15.5.2002 tarihinde mirasçılar adına rızai taksim suretiyle tescil edildiği tanıkların müşahhas beyanlarından tapudaki işlemler bittikten sonra evdeki buğday yüzünden tarafların tartıştıkları ve davanın da bu sebeple açıldığı, tüm dosya kapsamıyla sabit olup yapılan işlemleri , davacının ikraha maruz kalarak gerçekleştirmek zorunda kaldığı saptanmamıştır.
Bu durumda, yukarıda açıklanan ilkeler kapsamında davacının ikraha maruz kaldığından sözetme olanağı olmayıp, sicil kayıtlarının tarafların serbest iradeleri ile yaptıkları taksime göre oluştuğunun kabulünde zorunluluk vardır.
Hal böyle olunca, davada dayanılan ikrah hukuksal nedeninin koşullarının gerçekleşmediği gözetilerek davanın reddi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Kabul tarzı itibariyle de davadaki istek tapu iptal ve tescil olmayıp aktin iptaline yöneliktir. Mahkemece, aktin iptaline karar verilmiş olması sicilin iptalini gerektirmeyeceği, sicili yolsuz hale getireceği açıktır.
Hemen belirtmek gerekirki; tapu kaydına (zilyetliğe) dayanılarak açılan bir iptal davasında, ayrıca tescil isteğinde bulunulmamış olması iptal davasının reddi için başlı başına bir sebep teşkil etmez. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, iptal isteminin tescili kapsamadığı gözetilerek davacıya, ayrıca tescil davası açması için imkan tanımak ve dava açılması halinde her iki dava birleştirilerek karara bağlanmaktan ibarettir. Değişik anlatımla sadece iptal davasının kabulüne ve tapunun iptaline karar verilmesi, tapulu bir taşınmazın sicil dışı (kayıtsız) kalması sonucunu doğurur ki, böyle bir uygulama, devletin bütün taşınmazların hukuki ve geometrik durumlarını belirleyerek sicile bağlama yolunda benimsediği-dolu pafta sistemi –genel ilke ile bağdaşmaz. Ne varki, davacı iptal değil, sadece tescil isteğinde bulunmuş ise Yargıtayın yerleşmiş ve kurallaşmış uygulamalarına göre, tescil isteği tapu sicilinde mevcut eski kaydın iptali isteğini de kapsadığı gözetilerek davacının ayrıca tapu kaydının iptalini de dava etmesine gerek yoktur. (YHGK 11.11.1983 Tarih, 981/8-80 Esas, 983/1162 Sayılı Kararı.)
Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 15.3.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy