MAHKEMESİ : MARMARİS 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 13/11/2009
NUMARASI : 2004/322-2009/462
Taraflar arasında görülen davada;Davacı Hazine, davalıya ait 133 ada 100 sayılı parselin kısmen kıyıda kaldığını ileri sürerek tapu iptali ve yıkım istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece,3402 Sayılı Yasada değişiklik yapan 5841 Sayılı Yasaya göre 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı Hazine tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi M.A.in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, duruşma isteği dava değeri yönünden reddedildigereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, 3621 Sayılı Yasa'dan kaynaklanan tapu iptali taşınmazın sicil kaydının kütükten terkini ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine, yargılama masraflarının Hazine üzerinde bırakılmasına ve davalı yararına avukatlık ücretine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere, 14 Mart 2009 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile 3402 Sayılı Kadastro Yasası’nın 12. maddesinin üçüncü fıkrasına “Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dâhil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır.” cümlesi ve aynı Yasa’nın 3. maddesi ile de 3402 Sayılı Yasa’ya “Bu Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.” şeklindeki geçici 10. madde eklenmiştir.
Öte yandan, 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesinde öngörülen süre hak düşürücü süre olup kamu düzeni ile ilgilidir ve mahkemece davanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerekli olumsuz dava şartlarındandır.
Somut olayda, kadastro tespitinin kesinleştiği 27.04.1992 tarihten itibaren davanın açıldığı 18.07.2003 tarihine kadar 10 yıllık hak düşürücü süre geçtiğine göre, davanın reddedilmesinde bir isabetsizlik yotur. Hazinenin bu yöne değinen temyiz itirazı yerinde değildir, reddine.
Ancak hemen belirtilmelidir ki, her dava açıldığı tarihteki koşullara bağlıdır. Bir taraf dava açıldığı andaki mevzuat ve içtihat karşısında davasında haklı bulunduğu halde dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren (geçmişe etkili) yeni bir yasa hükmü ya da İnançları Birleştirme Kararı nedeniyle davayı kaybederse yargılama giderlerinden sorumlu tutulamaz. Anılan bu kural yargısal uygulamada da kararlılık kazanmıştır (Baki Kuru, Hukuk Usulü Muhakemeleri 5. cilt, sayfa 5338, dipnot 159; 10. H.D. 21/12/1976, 8770/8739 ve dipnot 160: 5. HD 12/09/1977, 5445/5655 dipnot 161: 10.HD 24/02/1976, 6296/1297). Bunun yanında, avukatlık ücreti de yargılama giderlerinden sayılır (04.09.1957 tarih ve 4/16 sayılı İnançları Birleştirme Kararı).
Hal böyle olunca, uzman bilirkişiler aracılığıyla mahallinde keşif yapılarak taşınmazın 28.11.1997 gün, 5/3 Sayılı İnançları Birleştirme Kararı doğrultusunda belirlenecek kıyı-kenar çizgisine göre kıyıda kalıp kalmadığının saptanması ve tarafların haklılık durumları dikkate alınarak yargılama giderleri ile avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Hazinenin temyiz itirazı açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulüyle, hükmün HUMK.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 31.3.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy