MAHKEMESİ : ALANYA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 30/06/2009
NUMARASI : 2004/937-2009/408
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, dava konusu 101 parsel sayılı taşınmazın babası tarafından kendisine satılmış olmasına karşın, tapudaki görevlilerin hatası nedeniyle yanlışlıkla 96 nolu parselin kendisi üzerine yazıldığını, tapuda kendisine satılan 96 parselin babası A.E.in kardeşi A.E. e ait olduğunun anlaşıldığını, 96 parselin maliki olan amcası A.E. in Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı dava sonucunda taşınmazın tapusunun iptaline karar verildiğini ileri sürerek, dava konusu babası adına kayıtlı 101 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tescili isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacının dayandığı hata olgusunun kanıtlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ...’in raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava,hata hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının dava konusu 101 parsel sayılı taşınmazın babası tarafından kendisine satılmış olmasına karşın, tapudaki görevlilerin hatası nedeniyle yanlışlıkla 96 nolu parselin kendisi üzerine yazıldığı, tapuda kendisine satılan 96 parselin babası A. E.'in kardeşi A. E.'e ait olduğunun anlaşıldığı ve 96 parselin maliki olan amcası A. E.'in Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı dava ile kendisi üzerindeki taşınmazın tapusunun iptaline karar verildiği iddiasıyla eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Ne var ki, davacının belirtmiş olduğu aleyhine önceden açılan Alanya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/342 esas,1996/ 640 karar sayılı davasının 8.11.1996 tarihli oturumunda davacının o davada davalı sıfatıyla davayı kabule yönelik beyanda bulunduğu, bu halde de dayandığı hatayı o tarihte öğrendiğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun 21,28 ve 30. maddelerine göre bu iddialara dayanılan davaların Borçlar Kanununun 31. maddesi hükmü uyarınca bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılması zorunludur.Anılan yasal düzenlemede öngörülen sürenin hak düşürücü süre olduğu ve kamu düzeniyle ilgili bulunduğu, aynı zamanda mahkemece re'sen gözetilmesi gerekli olduğu tartışmasızdır.
Hal böyle olunca, davacının dayandığı hata olgusunun davacı tarafından öğrenildiği 8.11.1996 tarih ile eldeki davanın açıldığı 16.9.2004 tarih arasında anılan iddia bakımından hak düşürücü sürenin geçtiği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Öyle ise, davalıların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 3.5.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy