MAHKEMESİ : NİĞDE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 10/09/2009
NUMARASI : 2004/725-2009/413
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, dava konusu 358 ada 88 ve 90 parseldeki hisselerinin sahte veraset ilamı alınmak ve sonrası işlemlerle davalılara intikal ettirildiğini, davalıların kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, tapu işlemlerinin iptali ile adına tescili isteğinde bulunmuştur.
Davalı İ.ve M. davanın reddini savunmuş, diğer davalılar davaya katılmadıkları gibi yanıt da vermemişlerdir.
Mahkemece, davalılar İdris, M. ve D.'un iyiniyetli 3. kişi konumunda oldukları gerekçesiyle bu davalılar yönünden davanın reddine, diğer davalı A.'ın sahte veraset ilamına dayanarak pay sahibi olması nedeniyle bu davalı yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ... raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, ketmi verese hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının, miras bırakan A. G.'in tek mirasçısı olduğu halde alınan sahte veraset ilamı ile dava konusu 88 ve 90 parsel sayılı taşınmazların davalılara aktarıldığını ileri sürerek iptal ve tescil isteği ile eldeki davayı açtığı, yapılan yargılama sonucunda mahkemece sahte veraset ilamı ile çekişmeli taşınmazların temlik edildiği iddiasının ve davacının miras bırakanın tek mirasçısı olduğu olgusunun kanıtlandığı değerlendirmesinin yapıldığı, fakat hakkında dava kabul edilen davalı A. G. haricindeki, sahte veraset ilamında mirasçı olarak gözüküp çekişmeli taşınmazları üzerlerine alan kişilerin bu taşınmazları 3. kişilere temlik etmeleri ve temlik alan davalıların iyiniyetli olduğu gerekçesiyle bu kişiler yönünden davanın reddine karar verilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları,dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle,alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş,bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış,iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş,değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak ta tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur.Belirtilen ilke TMK’nın 1023.maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3. kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1.fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3. kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.
Ne varki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle "kötü niyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.ll.l99l tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Somut olayda ise; davacı tarafından sunulan delil dilekçesinde tanık deliline de dayanıldığı belirtilmiş olmasına karşın, tanık dinlenmeden eksik araştırma ile yetinilerek mahkemece karar verilmiştir.
Hal böyle olunca, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında üçüncü kişi konumundaki taşınmazı temlik alan davalıların iyi niyetli olup olmadıklarının belirlenmesi yönünden tarafların bildirecekleri tanıkların dinlenmesi tüm kanıtlar ile birlikte değerlendirme yapılması ve sonucuna göre karar karar verilmesi gerekirken eksik araştırma sonucunda yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacının, değinilen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 14.6.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.