MAHKEMESİ : ONDOKUZMAYIS ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 04/06/2009
NUMARASI : 2008/15-2009/74
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı,kayden maliki olduğu 260 parsel sayılı taşınmazını aldığı borcun teminatı olarak 27.05.2005 tarihli protokol ile satış suretiyle davalıya devrettiğini, davalının protokole aykırı olarak taşınmazı dava dışı şirketi kiralamaya çalıştığını,davalının kötü niyetli hareket ettiğini, anlaşmanın bozulduğunu ileri sürerek bankaya olan borcun ödenmesine ilişkin yükümlülükler saklı kalmak üzere tapu iptal tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davacının inanç sözleşmesi hükümlerine uymadığını, kredi ödemelerini yerine getirmediğini, davacının borcunun ödenmesini sağlamak için taşınmazın kiralandığını, borcun ödenmediğini belirtilip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 14.5.2010 Cuma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden asıl Mehmet Kocabaş ve oğlu vekili Avukat S. K. ile temyiz edilen vekili Avukat S. B. geldiler,duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi .... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava inanç sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptal tescil isteğine ilişkin olup, mahkemece kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davanın 14.03.2006 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesine açıldığı ve anılan mahkemece sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görev yönünden davanın reddine dair kurulan hükmün kesinleştiği ve Sulh Hukuk Mahkemesine süresi içersinde yapılan başvuru üzerine taşınmazın keşfen belirlenen değeri gözetilerek bu defa anılan mahkemece de Asliye Hukuk Mahkemesinin görevinde kaldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği ve bu kararın da kesinleştiği ve süresi içerisinde yenilenmesinden sonra mahkemece işin esası bakımından çekişmenin karara bağlandığı anlaşılmaktadır.
Olayın bu işleyiş tarzına göre Asliye Hukuk ve Sulh Hukuk mahkemelerinin ayrı ayrı verdikleri görevsizlik kararlarının kesinleştiği açıktır. Bu durum karşısında iki kesinleşen görevsizlik kararı bulunduğu ve mahkemeler arasında selbi görev uyuşmazlığı meydana geldiği gözetilerek öncelikle bu uyuşmazlığın giderilmesinin temin edilmesi ve ondan sonra işin esasının halli gerekeceği göz ardı edilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması isabetsizdir.
O halde, mahkemece dosyanın selbi görev uyuşmazlığının çözümü yönünden görevli Yargıtay 17. Hukuk Dairesine gönderilmesi ve hangi mahkemenin görevli olduğu konusunda verilecek karardan sonra bir hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu üzere işin esasının incelenmesi doğru değildir.
Davacının bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,24.12.2009 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 750.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,14.5.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy