MAHKEMESİ : PAZAR(RİZE) ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/07/2009
NUMARASI : 2009/292-2009/335
Taraflar arasındaki davadan dolayı Pazar (Rize) Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 20.7.2009 gün ve 292-335 sayılı hükmün onanmasına ilişkin olan 11.11.2009 gün ve 10011-11770 sayılı kararın düzeltilmesi süresinde davacı tarafından istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, 1020 sayılı parselin bir bölümünün kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kaldığı, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin özel mülkiyete konu olamayacağı iddiasına dayalı iptal terkin isteğine ilişkindir.
Mahkemece; 5841 Sayılı Yasa uyarınca hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine ilişkin verilen karar Dairece onanmış, onama ilamına karşı davacı Hazine tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.
Dosya içeriğine ve toplanan delillere göre; çekişme konusu 1020 parsel sayılı taşınmazın 06/06/1956 tarihli kadastro tespit çalışmaları sırasında Mayıs 1954 tarih, 25 sıra nolu tapu kaydına dayalı tespit gören 3 nolu kadastral parselden ifrazen geldiği, anılan taşınmazın dayanak tapusunun “ hasımsız ” açılan yüzölçümü düzeltilmesi davası sonucunda oluştuğu, kadastro tespitinin 17/01/1957 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın ise 11/11/2005 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, 14 Mart 2009 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile 3402 Sayılı Kadastro Yasası’nın 12. maddesinin üçüncü fıkrasına “Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dâhil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır.” cümlesi ve aynı Yasa’nın 3. maddesi ile de 3402 Sayılı Yasa’ya “Bu Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.” şeklindeki geçici 10. madde eklenmiştir.
Somut olayda, kadastro tespitinin kesinleşmesinden itibaren dava tarihine kadar 10 yıllık sürenin geçtiği açıktır. 3402 sayılı Yasanın 12/3. maddesinde öngörülen süre hak düşürücü süre olup, kamu düzeni ile ilgilidir ve mahkemece davanın her aşamasında res'en gözetilmesi gerekli olumsuz dava şartlarındandır.
Özellikle, bu hususlar gözetilerek davanın reddedilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Buna göre, davacı Hazine vekilinin, diğer karar düzeltme nedenleri yerinde değildir, reddine,
Ancak hemen belirtilmelidir ki, bir taraf, dava açıldığı andaki mevzuata ve içtihat durumuna göre davasında haklı olup da, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren (geçmişe etkili) yeni bir yasa hükmü ya da yeni bir İnançları Birleştirme Kararı gereğince davayı kaybederse, davada haksız çıkmış olmasına rağmen, yargılama giderlerinden sorumlu tutulamaz.
Anılan bu kural yasal ve yargısal uygulamada kararlılık kazanmıştır. (Baki Kuru, Hukuk Usulü Muhakemeleri 5. cilt, sayfa 5338, dipnot 159; 10. H.D. 21.12.1976, 8770/8739 ve dipnot 160: 5. HD 12.09.1977, 5445/5655 dipnot 161: 10.HD 24.02.1976, 6296/1297) Ayrıca, her dava açıldığı tarihteki koşullara bağlıdır. Öte yandan avukatlık ücreti 04.09.1957 tarih ve 4/16 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca yargılama giderlerinden sayılır. Davacı Hazine, gerek temyiz dilekçesinde gerekse karar düzeltme dilekçesinde sair nedenlerden söz etmek suretiyle bu hususa değinmiştir.
Taşınmazın kıyı kenar çizgisi kapsamında kalması halinde davacı hazinenin dava tarihinde dava açmakta haklı olacağı dikkate alındığında ve yargılama sırasında yürürlüğe giren 5841 sayılı yasa gereğince dava reddedildiğine göre davalının tüm yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden sorumlu tutulması gerekeceğinde kuşku yoktur.
Somut olaya gelince; yapılan keşif sonucu çekişmeli bölümün belirlenen kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kaldığı ve dava tarihi itibariyle davacı Hazinenin davasında haklı olduğu saptandığına ve yargılama sırasında yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa gereğince dava reddedildiğine göre davalının yargılama giderlerinden, bu giderlerden sayılan harç ve avukatlık ücretinden sorumlu tutulması gerekirken aksine düşüncelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Anılan hususlar davacı Hazine vekilinin karar düzeltme isteği üzerine bu kez yapılan inceleme sonucunda anlaşıldığından, davacı Hazinenin karar düzeltme isteğinin HUMK’ nun 440. maddesi uyanıca kabulüne, Dairenin 11/11/2009 tarih ve 2009/10011-11770 sayılı onama kararının ortadan kaldırılmasına, yerel mahkemenin 20/07/2009 tarih ve 2009/292 Esas, 2009/335 sayılı kararının açıklanan nedenden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 12.4.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy