MAHKEMESİ : KAYSERİ 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 21/01/2010
NUMARASI : 2006/933-2010/14
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, ortak miras bırakanları N.A.’ın kayden malik olduğu 1615 ada, 1 parsel sayılı taşınmazdaki 4 nolu bağımsız bölümü, kiracının tahliyesini sağlayabilmek amacıyla oğlu F.'a kayınpederi İ. K.’a bedelsiz temlik ettiğini, satışın muvazaalı olduğunu, bir süre sonra da davalı olan oğluna satış yoluyla aktarılmasını sağladığını, davalının murisi ile bayii arasındaki akrabalık ilişkisi nedeniyle ilk satışın muvazaalı olduğunu bilebilecek durumda olduğunu, yolsuz tescil nedeniyle sicile güven ilkesinden yararlanamayacağını ileri sürerek miras payı oranında tapu kaydının iptal ve tesciline karar verilmesini istemiş, aşamalarda verdiği ıslah dilekçesi ile de davayı muris muvazaasına dayandırarak çekişmeli taşınmazın davalıya temlikini sağlayabilmek amacıyla ara malik İsmail’e bedelsiz devredildiğini, temlikin mirasçılardan mal kaçırma amacına yönelik olduğunu bildirmişlerdir.
Davalı, zamanaşımı süresinin dolduğunu, davanın Sulh Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiğini, muvazaalı olduğu ileri sürülen akdin muris ile dava dışı İsmail arasında yapıldığını, dava dilekçesindeki iddiaların ıslah yoluyla tamamen değiştirilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi . . raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Davacılar, murisin çekişmeli taşınmazda kiracının tahliyesini sağlayabilmek amacıyla davalı oğlunun kayınpederine satış yoluyla temlik ettiğini, anılan kişinin de taşınmazı davalıya bedelsiz devrettiğini, murisi ile bayii arasındaki akrabalık ilişkisi nedeniyle davalının temlik işleminin muvazaalı olduğunu bilebilecek konumda olduğunu, sicile güven ilkesinden yararlanamayacağını ileri sürerek iptal tescil isteğinde bulunmuşlar, daha sonrada davalarını ıslah yoluyla muris muvazaası hukuksal nedenine dönüştürmüşler ve mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hemen belirtilmek gerekir ki, 4.2.1948 tarih 10/3 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere; dava açıldıktan sonra davanın konusunda, delillerde ve diğer hususlarda usule ilişkin işlemlerin ıslah yolu ile düzeltilmesi mümkün olduğu gibi, davanın sebebinde de ıslah olanaklıdır.
Öte yandan, HUMK.'nun 185. maddesinin 2. bendinde; davacının karşı tarafın rızası olmaksızın ıslah yoluyla davasının mahiyetini değiştirebileceği kabul edilmiş, 20.7.1999 tarih 1/33 Sayılı Anayasa Mahkemesi kararıyla da HUMK.'nun 87/son maddesi hükmü iptal edilerek müddeabihin arttırabileceği öngörülmüştür.
Eldeki davada; davacılar muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak davalarını ıslah etmişlerse de ıslah harcının yatırılmadığı dolayısıyla HUMK.'nun 83 ve müteakip maddelerinde öngörüldüğü şekilde usulüne uygun bir ıslahın yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davacıların taraf muvazaasına dayandıkları, murislerine teb’an istekte bulundukları ve usulüne uygun ıslah yapılmadığı duraksamaya yer bırakmayacak şekilde açık olduğuna göre muris muvazaasının dinlenemeyeceği taraf muvazaası iddiasınında 05.02.1947 tarih, 20/6 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararı uyarınca yazılı delille kanıtlanması zorunludur.
Hal böyle olunca; yasada öngörüldüğü şekilde ıslahın gerçekleşmediği, davacıların iddialarını kanıtlayacak yazılı delil ibraz edemedikleri gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Davalının, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 3.5.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.