(4721 S. K. m. 2, 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, karşı davalı; kayden maliki olduğu 126 parsel sayılı taşınmaz ile 15 parsel sayılı taşınmazdaki dairenin davalı kızı ve damadı tarafından muvafakatla kullanıldığını, muvafakatını geri aldığını ihtarname ile bildirmesine rağmen davalıların kullanımına devam ettiklerini ileri sürerek elatmanın önlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı- karşı davacılar, davacının taşınmazlarını çocukları arasında paylaştırdığını bu paylaşıma göre taşınmazları kullandıklarını bildirip davanın reddini savunmuşlar, birleşen dava ile taşınmazlarda faydalı masraflar yaptıklarını bildirip tazminat isteğinde bulunmuşlardır.
Mahkemece, asıl davanın kabulüne, karşılık davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı- karşı davacı K. Işık vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi S. A.'un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Asıl dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, karşı dava faydalı masrafların tahsili isteğine ilişkin olup, mahkemece kayda üstünlük tanımak suretiyle asıl davanın kabulüne, karşı davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı- karşı davacılar tarafından temyiz edilmiş ise de, asıl davanın davacısı İbrahim Örnekin karardan sonra öldüğü ve davalı K.nin de mirasçılarından olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davalı-karşı davacı K.nin çekişmeli taşınmazda paydaş durumuna geldiği, oluşan bu yeni duruma göre davada paylı mülkiyet hükümlerinin uygulanması gerekeceği kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere;paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K.nun 706, B.K.nun 213, T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, " ahde vefa" kuralının yanında M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Hal böyle olunca, yukarıdaki ilkeler uyarınca inceleme ve araştırma yapılması sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Sonuç: Davalı-karşı davacıların bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMKnun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA; alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 13.05.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy