MAHKEMESİ : KARAMAN 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 24/06/2009
NUMARASI : 2007/28-2009/137
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, maliki olduğu 12 parsel sayılı taşınmazın davalı R. tarafından vekalet görevinin kötüye kullanmak suretiyle davalı eşine, ondan da diğer davalıya satış suretiyle temlik edildiğini, davalıların el ve işbirliği içinde hareket ettiklerini ileri sürerek, tapu iptal ve tescil ya da tazminata karar verilmesini istemiştir.
Davalı M., davalı kızının acil paraya ihtiyacı olması nedeniyle satılığa çıkarılan taşınmazın bedelini ödeyerek satın aldığını belirtip, davanın reddini savunmuş, diğer davalılar davaya yanıt vermemişlerdir.
Mahkemece, vekalet görevinin kötüye kullanıldığının sabit olduğu gerekçesi ile tazminat isteğinin kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ...'nın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil ya da tazminat isteğine ilişkindir.
Mahkemece, tazminat isteğinin kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının vekil tayin ettiği davalı oğlu R. tarafından 12 parsel sayılı taşınmazın 24.5.2007 tarihinde eşi davalı N.’e, ondanda 4.7.2007 tarihinde N.ün babası olan diğer davalı M.a satıldığı anlaşılmaktadır.
Davacı, vekalet görevinin kötüye kullanıldığını, davalıların el ve işbirliği içinde hareket ettiklerini ileri sürerek eldeki davayı açmış, mahkemece davalı N..M.’un kötüniyetli olduklarının kanıtlanamadığı gerekçesi ile davalı vekil R.yönünden tazminat isteğinin kabulüne karar verilmiştir.
Bilindiği gibi; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde "vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne varki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; vekil R.’ın davacıya ait taşınmazı el ve işbirliği içinde olduğu eşi N.’e vekalet görevini kötüye kullanmak suretiyle temlik ettiği, son kayıt maliki M.’un da N.’ün babası olup durumu bilen kişi konumunda bulunması nedeniyle iyiniyetli sayılamayacağı, dolayısı ile Türk Medeni Kanununun 1023.maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca; tapu iptal ve tescil isteğinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile tazminata hükmedilmesi doğru değildir.
Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 12.5.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy