MAHKEMESİ : HALFETİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 04/12/2008
NUMARASI : 2006/299-2008/244
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, miras bırakanları M. adına tapuda kayıtlı 402 parsel sayılı taşınmazın yanlışlıkla davalılar E. S. ve E.adlarına intikalinin yapılarak daha sonra davalı M. K.a satıldığını, ancak anılan davalının hiçbir zaman taşınmaza zilyet olmayıp taşınmazı kendilerinin kullandığını ileri sürerek, tapu iptal ve adlarına tesciline, mümkün olmazsa tazminata karar verilmesi isteminde bulunmuşlardır.
Davalılardan Hazine ve Müslüm, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, tapu iptal ve tescil,olmazsa tazminat isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 402 parsel sayılı taşınmazın davacıların miras bırakanı M.G.adına kayıtlı iken, tapuda davalılar E.G.S.G.(S., E. G. ( Ş. ) adlarına intikalinin yapılarak E.ve E.'nin taşınmazdaki paylarını 19.12.1995 tarihli akitle davalı M. K.a satış yoluyla temlik ettikleri anlaşılmaktadır.
Davacılar, tapuda intikale esas alınan Halfeti Sulh Hukuk Mahkemesinin 1995/83 E. 1995/87 K. sayılı mirasçılık belgesinin kendi murislerine ait olmayıp yanlışlıkla davalılar adına intikalin yapıldığını belirterek, sicil kaydının adlarına düzeltilmesi isteğiyle eldeki davayı açmışlardır. İddianın bu içeriği ve niteliğine göre isteğin muris M.G.’nun tüm mirasçılarını kapsadığı sabittir.
Nevarki, davacıların miras bırakanı M. G.'nun ölüm tarihine göre terekesi TMK'nun 701 ila 703 maddelerinde öngörülen elbirliği mülkiyetine tabidir. Bilindiği üzere, el birliği mülkiyetine tabi olan durumlarda ayrık haller dışında (TMK'nun 702/4 fıkrası) tüm mirasçılar tarafından dava açılması asıldır. Bir mirasçının tereke adına dava açması halinde ise, dava dışı mirasçıların açılan davaya muvafakat etmesi veya TMK'nun 640. maddesi gereğince terekeye mümessil tayin edilmesi ile davanın görülebilirlik koşulu bu şekilde yerine getirildiğinde davanın dinlenmesi olanaklıdır.
Oysa, eldeki davada dava dışı mirasçı olup, yukarıda değinilen ilkeler gereğince tüm mirasçılar davada yer almadıkça ve usulü işlemler gerçekleştirilip, taraf teşkili (davanın görülebilirlik koşulu) sağlanmadıkça böyle bir davanın görülebilmesi olanaklı değildir.
Kabule göre de, dava tarihinde kendisine husumet yöneltilen davalılar E.G. ve S. S.'nın ölü oldukları kayden sabittir. Davalılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı da yoktur. 04.05.1978 tarih 4/5 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca ölü kişi aleyhine dava açılamayacağı gibi davanın mirasçıların davaya dahil edilmesi suretiyle de sürdürülmesi ve takibi olanaklı değildir.
Öyle ise, ölü olduğu anlaşılan E.ve S.hakkındaki davanın reddi yerine mirasçılarının davaya dahil edilerek haklarındaki davanın kabulü de isabetsizdir.
Hal böyle olunca, öncelikle miras bırakan M. G.’nun terekesinin elbirliği mülkiyetine tabi olması ve mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunması nedeniyle dava dışı olan mirasçılarına tebligat yapılması, onlarında davada yer almalarının temin ve davaya muvafakatlarının sağlanması veya terekeye temsilci atanması suretiyle davanın görülebilirlik koşulunun gerçekleştirilmesi ve bu hususta davacılara olanak tanınması davalılardan Elif ve Sultan’ın dava tarihinde ölü oldukları gözetilerek onlar hakkındaki davanın HUMK’nun 38 ve 04.05.1978 tarih 4/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince reddine karar verilmesi, şayet davacılar E.ve S. mirasçıları aleyhine aynı sebeple dava açarlarsa eldeki dava ile birleştirilmesi, ondan sonra işin esasına girilerek tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda delillerinin toplanması, toplanan ve toplanacak delillerin birlikte değerlendirilmesi, davalılardan ikinci el konumundaki Müslüm Kurt’un ediniminin iyi niyete dayalı olup olmadığı, ketmi verese olgusunu bilen veya bilmesi gerekli konumda (TMK.’nın 1024.mad.) bulunup bulunmadığının bir başka ifadeyle iktisabının Türk Medeni Kanununun 1023.maddesi gereğince korunup korunmayacağının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde açığa kavuşturulması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması isabetsizdir.
Davacıların bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 05.07.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy