MAHKEMESİ : TAVAS ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 22/06/1998
NUMARASI : 1991/164-1998/200
Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;
Davacılar, ortak miras bırakanları R. B.’ının kayden malik olduğu dava konusu 204 ada, 30 parsel sayılı taşınmazı mirastan mal kaçırmak amacıyla tapuda satış göstermek suretiyle davalı oğluna temlik ettiğini, bedelsiz yapılan temlik işleminin muvazaalı olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ile mirasçılar adına tesciline, birleşen davada da tenkise karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, mirasçılar adına tescil isteminde bulunulduğuna göre davanın mirasçı F. B.’ya da yöneltilmesi gerektiğini, temlik işlemelerinin gerçek satışa dayandığını, haksız ve yersiz açılan davanın reddi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece; iddianın kanıtlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi.... raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Mümeyyiz davacılardan E. B.usulüne uygun olarak tevsik edilmiş dilekçesiyle temyiz isteğinden feragat ettiği anlaşıldığına göre, temyiz isteğinin feragat nedeniyle reddine,
Diğer davacıların temyiz itarazlarına gelince,
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali, terekeye iade ve birleştirilen dava ise tenkis isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Tüm dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, tarafların ortak miras bırakanı R. B. 04.6.1990 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak kendisinden önce ölen oğlu H.İ.'in çocukları E. ve D. ile davalı A.'ın kaldığı, murisin çekişmeli taşınmazını 07.11.1988 tarihinde davalı oğluna satış yoluyla temlik ettiği ve davacı R.B. mirasçı olmadığının mirasçılık belgesi ile sabit olduğu anlaşılmaktadır.
Muristen önce ölen H. İ. eşi olan davacı R.B. mirasçılık sıfatı olmadığı, dolayısıyla dava açma sıfatına sahip bulunmadığı gözetilerek davasının reddedilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Açıklanan nedenden ötürü davacı R.'ın temyiz itirazlarının reddine,
Davacı D.'in temyiz itirazlarına gelince, davanın R.B.adına asaleten, yaşı küçük D. B.adına velayeten ve E. B. adına vekil aracılığıyla açıldığı, 1979 doğumlu olan D.in dava tarihinde velayet altında olduğu yargılama devam ederken 1997 tarihinde de reşit olduğu, D.adına velayeten bir vekaletname düzenlenmediği gibi yargılama aşamasında 18 yaşını doldurarak taraf (dava) ehliyetini kazandığı görülmektedir. Dava ehliyeti dava şartlarından olup re'sen gözetilmesi gerekir. Yargılama devam ederken reşit olan D. B.adına davetiye çıkarılarak huzurunda yargılamaya devam edilmek gerekirken işin esasına geçirilerek davanın sonuçlandırılması isabetsizdir.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmeside büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olayda, ileri sürülen iddialar bakımından yukarıdaki ilkeleri kapsar biçimde hükme yeterli bir araştırma yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca, taraf teşkilinin sağlanması, tarafların iddiaları ve savunmaları doğrultusunda tüm delillerin toplanması, değinilen ilkeler çerçevesinde gerekli araştırma, incelemenin yapılması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması ondan sonra bir hüküm kurulması gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Davalının, temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.5.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy