MAHKEMESİ : YOZGAT 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 15/12/2009
NUMARASI : 2005/33-2009/949
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, Hazine, kadastroca davalı adına tesbit ve tescil edilen 125 ada 2 parsel sayılı taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu ileri sürerek, tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalı lehine zilyetlikle edinme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı Hazine vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi .....raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, tapu iptali-tescili isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden,çekişme konusu 2 parsel sayılı taşınmazın genel kadastro sırasında 25.8.1997 tarihinde 3402 sayılı Kadastro Yasasının 14. maddesinde öngörülen kazandırıcı zamanaşımıyla iktisap koşullarının davalı yararına gerçekleşmiş olduğu açıklanarak davalı adına yapılan tesbitin 3.11.1997 tarihinde kesinleştiği ve çap kaydının oluştuğu anlaşılmaktadır.
Davacı Hazine, davalı lehine zilyetlikle edinme koşullarının gerçekleşmediğini ileri sürerek, eldeki davayı açmış ve mahkemece, iddianın sübut bulmadığı benimsenmek suretiyle davanın reddi cihetine gidilmiştir.
Ne varki, Mahkemece, yapılan araştırma ve inceleme sonucu elde edilen delillerin doğru olarak değerlendirildiği söylenemez.
Şöyleki, HUMK'nun 259. maddesinde öngörüldüğü üzere taşınmazın başında keşfen dinlenen tanıklar ve yerel bilirkişiler anlatımlarında, kadastrodan önce taşınmazın bir müddet davalının kayınpederi tarafından kullanıldığını ve onun ölümünden sonra 10 yıla yakın bir süre boş bırakıldığını, sonradan davalının taşınmaza vaziyet ederek kullanmaya başladığını bildirmişlerdir.
Hemen belirtilmelidir ki; 4721 sayılı TMK'nun 996.maddesi ile kazandırıcı zamanaşımından yaralanma hakkına sahip olan zilyet, zilyetliği kendisine devreden kişi aynı yetkiye sahip idiyse onun zilyetlik süresini kendi süresine ekleyebilir hükmü öngörülmektedir.
Buna göre, davalı, taşınmazı önceden kullanan kayınpederinin yasal mirasçısı olmadığına göre, onun zilyetliğinin kendi zilyetliğine ilave edilmesi mümkün değildir. Ayrıca, aralarında akti bir ilişkinin bulunduğu da iddia edilmiş ve savunulmuş değildir.
Kaldı ki, TMK'nun 976. maddesi hükmüne göre, önceki zilyet olan davalının kayınpederinin ölümünden sonra 10 yıl gibi uzunca bir süre taşınmazın mirasçıları tarafından kullanılmamış olmasınında zilyetliğin terki anlamında olacağı kuşkusuzdur.
Mahkemece yapılan keşif sonucu elde edilen ziraat mühendisi sıfatını haiz bilirkişi tarafından düzenlenen raporda, çekişme konusu taşınmaza ev yapmak ve meyve ağaçları dikmek suretiyle zilyet edildiğinin, meyve ağaçlarının 6-7 yıllık olduğunun belirtilmiş olduğu, başka türlü tasarruf şeklinin ise kanıtlanmadığı görülmektedir.
Bu durumda, davalı yararına, 3402 Sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen zilyetlikle mülk edinme koşullarının gerçekleştiği kabul edilemez.
O halde, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile reddine karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi, kabul tarzı itibariyle de gerçek veya edinme hakkı bulunan tüzel kişilerin 3402/14, 17 ve Türk Medeni Kanununun 713/1.maddesi hükümleri gereğince açtıkları davalarda Hazinenin yanında taşınmazın içinde bulunduğu köy veya belediye hükmi şahsı da davalı sıfatıyla davada yer almaları zorunlu ise de, somut olayda, dava açanın Hazine olduğu ve ayrıca taşınmazın niteliği gözetildiğinde 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 16/B maddesi hükmünde öngörülen taşınmazlardan olmadığı için köy hükmi şahsiyetinin davaya dahil edilmesinin de isabetli olduğu söylenemez.
Davacı Hazinenin, temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 26.5.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy