Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, davalı belediyenin dolgu yapmak suretiyle kazanılan taşınmaz üzerine çay ocağı ve tenis kordu yapmak, çitle çevirmek suretiyle toplam 2718.45 m2 lik alana elattığını, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu ileri sürerek elatmanın önlenmesine ve muhdesatın yıkımına karar verilmesini istemiştir.
Davalı Belediye, dolgu alanlarının tasarruf ve idaresinin 1580 sayılı yasanın 159. maddesi uyarınca Belediyeye ait olduğunu, hazinenin tasarruf yetkisinin bulunmadığını şirket ile aralarında sosyal tesis yapılmak üzere düzenlenen protokol gereğince husumetin şirkete yöneltilmesi gerektiğini, yapıların 3621 Sayılı Yasa ve ilgili yönetmelik hükümlerine uygun olduğunu, belirterek davanın reddini savunmuştur.
Dahili davalı, belediye ile aralarında yapılan protokol uyarınca yüklenici sıfatı ile tesisleri yaptıklarını, imalat bedelinin Belediye tarafından karşılandığını, muhdesatların belediyeye ait olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; çekişmeli yerin denizden dolgu yoluyla elde edildiğini, 1580 sayılı Yasanın 159. maddesi ve 5393 sayılı yasanın 79. maddesi uyarınca tasarruf yetkisinin belediyeye ait olduğu belirlenerek davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi İ.... A....'ın raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
-KARAR-
Dava; denizden dolgu alanına elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkindir.
Mahkemece; davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu yerin devletin hüküm ve tasarrufu altında kalan yerlerden olduğu ve denizden dolgu yapılarak üzerine restaurant, büfe, tenis kortu gibi muhdesat yapmak suretiyle davalı belediye tarafından tasarruf edildiği ancak çekişmeli yerin sicil kaydının bulunmadığı ve davalı tarafın da bu yerlerde mülkiyetten kaynaklanan bir hakkının olmadığı anlaşılmaktadır.
Gerçekten de çekişme konusu taşınmazın, 28.11.1997 tarih, 5/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca belirlenen ve tanımı 3621 sayılı Yasasının 4. maddesinde yapılan kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kaldığı ve davalı tarafın taşınmazda mülkiyetten kaynaklanan bir hakkının olmadığı kayden sabittir.
Mahkemece; savunmaya itibar edilerek 1580 Sayılı Yasanın 159. maddesi ve 5393 sayılı Yasanın 79. maddesi hükmü gereğince bu tür yerlerin tasarruf, idare ve nezaretinin Belediyelere ait olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa 3621 sayılı Yasanın 6. maddesinin ilk fıkrasında; kıyılarda ne gibi yapılanmanın mümkün olmayacağı belirtilmiş, 2. fıkrasında ise bu yerlerde uygulama imar planı gereğince iskele, liman, barınak, yanaşma yeri, rıhtım…
….gibi sayılan yapı ve tesislerin yapılabileceği kabul edilmiştir. Anılan madde hükmünden de anlaşılacağı üzere sözkonusu yapılanmanın hukuken korunabilmesi, kıyıda uygulama imar planının karar altına alınması ve uygulamaya geçilmesi ile ancak mümkündür. Diğer taraftan "doldurma ve kurutma yoluyla, arazi ve bu araziler üzerinde yapılabilecek yapılar" başlıklı 7. maddesinde denizden doldurma ve kurutmayı yapmak bakımından bir takım usulü işlemler ve prosedür öngörülmüş ve bir takım izinlere bağlanmıştır.
Ne var ki; mahkemece 3621 sayılı Yasanın 6. ve 7. maddelerinde öngörüldüğü şekilde bir araştırma yapılmamış, eksik inceleme ile yetinilerek karar verilmiştir.
Hal böyle olunca; yukarıda değinilen çerçevede belirtilen Kıyı Yasasının sözkonusu hükümleri gözetilerek araştırma ve inceleme yapılması, anılan usulü işlemlerin gerçekleştirilmediğinin anlaşılması halinde davalı idarenin hukuken korunan bir hakkı olamayacağı sebebiyle davanın kabul edilmesi aksi taktirde davanın reddine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek hüküm kurulması isabetli değildir.
Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle HUMK'nu 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,7.6.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.