MAHKEMESİ : LÜLEBURGAZ 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 25/11/2008
NUMARASI : 2005/477-2008/496
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, miras bırakanları R.İ. vefatından bir gün önce ağır hasta iken mirasçılarından davalı S. daha önce aldığı vekaletnameyi kullanarak mirasbırakan ve diğer mirasçıların zarar görmesi için diğer davalı Y.ile el ve işbirliği içinde hareket ederek miras bırakana ait .ada . parsel sayılı taşınmazı düşük bir bedelle tapuda vekaleten satış sözleşmesi ile temlik ettiğini ileri sürüp, tapu kaydının miras payları oranında iptali ile adlarına tescilini, olmazsa satış bedelinin miras payları oranında tahsilini istemişlerdir.
Davalı Y. dava konusu taşınmazı tapu kaydına güvenerek ve iyiniyetle gerçek bedeli üzerinden satın aldığını, mirasçılar arasındaki olaylarla bir ilgisi bulunmadığını, davalı S. miras bırakanın tedavi giderlerini temin amacıyla taşınmazını sattığını bildirip, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, yapılan işlemin muvazaalı olduğu, murisin mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla hareket edildiği, davalının durumu bilerek hareket ettiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalılar vekillerince süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 28.09.2010 Salı günü saat 9.35' de daireye gelmeleri için taraf vekillerine tebligat yapıldığı halde gelmedikleri anlaşıldı, incelemenin dosya üzerinde yapılmasına, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacılar dilekçelerinde, miras bırakan R.ölümünden bir gün önce, davalı S. önceden muristen aldığı vekaletnameyi kullanarak miras bırakan ve mirasçılarını zarara uğratmak amacıyla el ve işbirliği içerisinde hareket etmek suretiyle, .ada .parsel sayılı taşınmazı düşük bir bedelle temlik ettiğini ileri sürerek, pay oranında iptal ve tescil isteğinde bulunmuş; mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, iddianın açıklanan içeriği ve mahiyeti ile ileri sürülüş biçimi itibariyle, davada miras bırakanın muvazaalı işlem gerçekleştirdiği iddiasına değil; miras bırakan tarafından verilen vekaletnamenin kötüye kullanıldığı iddiasına dayanılmıştır. Nitekim, davacılar tarafından yargılama aşamalarında verilen tüm yazılı ve sözlü beyanlar bu doğrultudadır.
İddia bu kapsamda değerlendirildiğinde davanın mirasçılık haklarına vaki bir haksız fiil iddiasına (muvazaa) dayanılmadığı; davanın bizzat miras bırakanın vekilinin görevini kötüye kullanması nedeniyle murise teb'an açıldığı kuşkuya yer bırakmayacak biçimde sabittir.
Bu tür davaların ise, ancak tüm mirasçılar tarafından ya da tüm mirasçıların katılımı ile ve tüm mirasçılar adına tescil isteğiyle açılabileceği yasal ve yargısal uygulamalar gereğidir. Zira, miras bırakanın terekesi elbirliği mülkiyetine tabi olup, terekeyi ilgilendiren iş, işlem ve davaların tüm mirasçıların oybirliği ile hareket etmeleri Türk Medeni Kanununun 701 ve 702/2 maddeleri gereğidir. Oysa, somut olayda mirasçılardan Kuntay ve Sibel dava dışıdır. O halde, pay oranında iptal ve tescil isteğini içeren davanın görülebilmesine yasal olanak yoktur.
Hal böyle olunca, açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile kabul edilmesi doğru değildir.
Davalının, temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün belirtilen nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.09.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy