(3402 S. K. Ek. m. 1)
Dava: Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;
Davacı Cemaat Vakfı, mevhum muvazaalı kişiler üzerinde göstererek zilyet ve tasarruf ettikleri 1179 ada, 28 Sayılı taşınmazın Eşhası Hükmiye Cetvelleri ve 1936 yılı beyannamesinde bildirildiği halde kadastro tespitinin Cemaat Vakfı adına yapılması gerekirken belediye adına tescil edildiğini, taşınmazın Kilise Vakfına ait olduğunu ileri sürerek davalı belediye adına olan tapu kaydının iptaliyle Kilise Vakfı adına tescilini istemiştir.
Davalı Belediye, hak düşürücü sürenin dolduğunu ileri sürerek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporlarına göre 28 parsel sayılı taşınmazın Ermeni mektebi odaları yeri niteliğinde olmak üzere ve tek taşınmaz halinde olduğu, 1945 yıllarında yapılan ilk tesis kadastro çalışmaları sırasında 27 parselin yangın yeri, arsa vasfında Hazine adına, 28 parselin ise yangın yeri taksimat fazlası olarak arsa vasfıyla belediye adına tescil edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı Belediye vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi İlknur Acar'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı Kumkapı Meryem Ana Ermeni Mektebi Kilisesi Vakfı, aslında vakfa ait taşınmazın 1946 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında ikiye ifraz edilerek bir bölümünün 27 parsel altında dava dışı Hazine adına, kalan bölümünün ise 28 parsel olarak davalı Belediye adına tespit edildiğini ve tespitin 16.4.1945 tarihinde kesinleştiğini ve davalı Belediye adına tescil edildiği ileri sürülerek, iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Ancak 5304 Sayılı Kanunun Ek 1. maddesinin 2 nci fıkrasında;
tapu kayıtlarında icareteyn veya mukataalı olduğuna dair Vakıf şerhi bulunan taşınmazlarda 12 nci maddenin 3. fıkra hükümlerinin uygulanmayacağı böylece aslı vakıf malı olan taşınmazlar yönünden 10 yıllık hak düşürücü sürenin söz konusu olmayacağı; diğer bir deyişle herhangi bir süre gözetilmeksizin iptal ve tescil davası açılabileceği öngörülmüş ise de sonradan 14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Kanunun 2 nci maddesinin 3. fıkrası ile Bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır. cümlesi eklenmiştir.
Hal böyle olunca; mahkemece anılan Yasa hükümleri değerlendirilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken yalnızca taşınmazın aslının vakıf olduğu görüşüyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir.
Sonuç: Davalı yanın temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan sebepten ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene iadesine, 21.03.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy