(818 S. K. m. 390) (4721 S. K. m. 2, 3)
Dava: Taraflar arasında görülen davada:
Davacı, tapuda adına kayıtlı taşınmazları teminat göstererek T.C. Ziraat Bankası Bozkurt Şubesi aracılığıyla traktör almak üzere Kilis Noterliğince düzenlenen 26.12.1997 tarihli 18176 Sayılı vekaletnameyle vekil tayin ettiği V. Y.'ın vekalet görevini kötüye kullanarak adına kayıtlı Çardak İlçesi, Ç. Köyü, 762, 818, 834, 1081, 2208, 2386, 2593 ve 3212 parsel sayılı taşınmazları oğlu olan davalı M. Y.'a. Ç. Köyü, 636 parsel sayılı taşınmazını da Kilis Noterliği'nce düzenlenen 13.10.2000 günlü, 11444 sayılı azilname tarihinden sonra, 3.5.2001 tarihinde davalı N. B.'a sattığını, davalılar M. Y. V. Yıldızdal'ın baba-oğul olup, kötü niyetli ve birlikte hareket ettiklerini ileri sürerek; davalılar M. Y. ve N. B.'a satışı yapılan taşınmaz yönünden çekişmeli taşınmazların tapu kaydının iptaliyle adına tesciline, 636 parsel sayılı taşınmaz satışına dair olarak davalı N. B.'dan satış bedelinin tahsiline; davalılara satışı yapılan davaya konu taşınmazlara dair tapu iptali-tescil isteğinin red edilmesi durumunda Çardak İlçesi, Ç. Köyü, 636, 762, 818, 834, 1081, 2208, 2386, 2593 ve 3212 parsel sayılı taşınmazlar yönünden ve bu taşınmazlar dışında vekil sıfatı ile 3.kişilere satışı yapılan Çardak İlçesi. Ç. Köyü, 97, 189, 222, 642, 643, 743 parsel sayılı taşınmazlar yönünden rayiç değer üzerinden belirlenen satış bedellerinin yasal faiziyle birlikte davalı V. Yıldızdal'dan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı N. B., iyi niyetli olarak M. Y.'dan edindiği taşınmazın davacı adına satışının yapıldığını bilmediğini ileri sürmüş, davanın reddini savunmuştur.
Diğer davalılar; zamanaşımı defi ileri sürerek, esas yönünden de davaya konu taşınmazların davacının babasına ait iken alacaklılarından mal kaçırmak maksadıyla davacıya muvazaalı olarak devredildiğini, davacının babasının temin ettiği vekaletnameyle davacının bilgisi dahilinde babasının ve dedesinin borçlarının ödenmesi için satıldığını, kötü niyetli olmadıklarını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir.
Mahkemece, kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi Tülay Yılmaz'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali, tescil ve bir kısım taşınmazlar yönünden bedel istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Toplanan delillerden ve tüm dosya içeriğinden; çekişme konusu tüm taşınmazlar tapuda davacı adına kayıtlı iken, davacı tarafından 26.12.1997 tarihinde tayin edilen vekil V. tarafından, vekilin oğlu M.'ya satış suretiyle temlik edildiği, bir kısım taşınmazların M. tarafından diğer davalı N.'e aktarıldığı kaiden sabittir.
Bilindiği üzere; BKnun temsil ve vekalet bağıcını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
BKnda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde "vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararıyla bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin 1. fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3 üncü maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşmeyle bağlı sayılmaması. Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olayda, mahkemece temliklere dair akit tabloları getirtilmemiş taşınmazın işlem tarihindeki gerçek değeri belirlenmemiş, hükme yeterli bir araştırma yapılmamıştır.
Hal böyle olunca, vekil tarafından davalı M.'ya M. tarafından da diğer davalı N.'e yapılan tüm temliklerin akit tablolarının getirtilmesi, yerinde keşif yapılarak akit tarihlerindeki taşınmazların gerçek değerlerinin saptanması, tarafların bildirecekleri tüm deliller ile, toplanan delillerin yukarıdaki ilkeler uyarınca birlikte değerlendirilmesi ve temliklerin davacının bilgisi dahilinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin açıklığa kavuşturulması, vekil V.'nin satış yaptığı M.'nın V.'nin (vekilin) oğlu olduğu, diğer davalı N.'in de davacının dedesi B. Ş.'in borçlandığı, davacının babası ve vekil V.'nin kefili olduğu, kredi sözleşmesinde tanık sıfatıyla imzasının bulunduğu hususunun gözetilmesi ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturmayla yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Sonuç: Davacının, temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene iadesine, 02.11.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy