MAHKEMESİ : SAMANDAĞ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 29/09/2011
NUMARASI : 2011/377-2011/527
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, maliki olduğu .. parsel nolu taşınmazın, kıyı kenar çizgisi içerisinde yer alması nedeniyle tapu kaydının iptaline karar verildiğini ileri sürerek, mülkiyet hakkını kaybetmesi sebebiyle oluşan zarar için tazminat isteğinde bulunmuştur.
Davalı Hazine, isteğin zamanaşımına uğradığını; kıyıda kalan yer için tazminat ödenmesinin istenemeyeceğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğine değinilerek bozulmuş; mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, çekişmeli taşınmazın kıyıda kalmasından ötürü sicil kaydının kütükten terkini nedeniyle uğranılan zararın tazmini isteğine ilişkindir.
Davanın kısmen kabulü hakkındaki mahkeme kararı Hazine tarafından temyiz edilmiş, Yüksek 4. Hukuk Dairesinin 2009/11987 E. 2010/11597 K. sayılı ilamı ile “davanın BK'nun 66.maddesinde öngörülen 1 yıllık süre içerisinde açılmadığı” gerekçesiyle Yerel Mahkeme kararı bozulmuş; mahkemece, bozmaya uyulmak suretiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki; bir şey elinden alınan kimse verdiği şeyi istemeyip müspet zararının tazminini isteyebileceği gibi, akdi feshedip zapta ilişkin yasal düzenlemelerden yararlanarak verdiği şeyin geri alınmasını isteme hakkını da haizdir.
Somut olayda; davacının malik olduğu taşınmazın tapusu (sicil kaydı) dereceattan geçerek kesinleşen mahkeme kararıyla iptal edildiğine göre, zapta karşı isteğinin tazminat olacağı tartışmasızdır. Şu da ifade edilmelidir ki, böylesi bir durumda Borçlar Kanununun 61. ve devamı maddelerinde öngörülen sebepsiz zenginleşme kurallarının, özellikle aynı Yasanın 66. maddesinde yer alan zamanaşımının uygulama yeri yoktur.
O halde, zapt vaki olduğu hallerde hangi zamanaşımının uygulanacağı, başlangıcı ve sürenin ne olacağı yönleri üzerinde durulmasında fayda görülmektedir.
Bilindiği üzere zapt, çok kez önceden bilinmesi ve kestirilmesi mümkün olmayan bir haldir. Bu itibarla zamanaşımı, zaptın vaki olduğu tarihte başlar. Taşınmazın zaptına ilişkin bulunan mahkeme kararının kesinleştiği tarih zamanaşımının başlangıcı olur.
Diğer taraftan, zapttan doğan davaların kaç yıllık zamanaşımına tabi olacağı hakkında kanunda bir hüküm yoktur. Öyleyse Borçlar Kanununun 125.maddesi gereğince genel hükümlere bağlı kalınarak zamanaşımının 10 yıl süreli olduğunu kabul etmek gerekir. Nitekim, 9/10/1946 günlü ve 6/12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında “Ayrıca dava sebebine bakılarak, olaya uyan zamanaşımı veya hak düşüren süre hükümlerinin uygulanması gerekir; bu arada yerine göre Borçlar Kanununun 125.maddesinde yazılı 10 yıllık zamanaşımı uygulanabilir” biçimindeki benimseme şekli bu konuda istikrar kazanmış içtihatları teyit eder niteliktedir (13.HD.13.12.1988 T.4424 E, 6089 K, 1. H.D.1.11.1976 tarih 10332 E.10527 K).
Öte yandan, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla tarafları yararına usuli kazanılmış hak doğar ise de, maddi yanılgıya dayalı bozma kararına uyulmuş olması kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eder.
Somut olayda, 4.Hukuk Dairesi, davayı sebepsiz zenginleşme olarak nitelemek suretiyle Borçlar Kanununun 66.maddesinde öngörülen 1 yıllık süreye tabi olacağına değinmiştir. Oysa gerçek kişiler üzerindeki sicil kaydının kanun hükümleri uyarınca kütükten terkin edilmiş olması yasal bir zorunluluk olup terkinden kaynaklanan karar nedeniyle istenilecek tazminatın sebepsiz zenginleşme olarak değerlendirilmesi maddi bir hatadır. O halde, anılan bozma kararına uyulmuş olmasına hukuki sonuç bağlanması olanaksızdır.
Hal böyle olunca, işin esası bakımından hüküm kurulabilmesi için yerel mahkeme kararı bozulmalıdır.
Davacının, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.3.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy