MAHKEMESİ: ANKARA 14. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 29/09/2011
NUMARASI : 2010/291-2011/327
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, davalı şirket tarafından kooperatife ait taşınmazlara yakın mesafede kurulan baz istasyonunun çevre ve insan sağlığı için zararlı olduğunu, kooperatif üyelerinin bu nedenle üyelikten ayrıldıklarını ileri sürerek, baz istasyonunun kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. Davalı, iddialarının doğru olmadığını belirtirek, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, çekişme konusu baz istasyonunun limit değerlere uygun bulunduğu ve davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, çevre ve insan sağlığına zararlı olduğu iddiası ile baz istasyonunun kaldırılması isteğine ilişkindir. Mahkemece, davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığı ve iddianın kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, davanın açıldığı tarih itibariyle tüzel kişi temsilcilerinin üyelerinin yararlarından bahisle dava açamayacakları düşünülebilir ise de, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nun 113. maddesi ile “Dernekler ve diğer tüzel kişiler, statüleri çerçevesinde, üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini koruman için, kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesi için dava açabilir” hükmü getirilmiştir. Kaldıki davacı kooperatifin yönetim kurulu başkanı olan G..H.., aynı zamanda anılan kooperatifin üyesidir ve asli müdahale talebinde bulunmuş ve asli müdahale talebi mahkemece kabul edilmiştir. İşin esasına gelince, mahkemece henüz bir tehlike ve zararın kanıtlanamadığı gerekçesiyle dava reddedilmiş ise de, bu konuda yapılan araştırmanın hükme elverişli ve yeterli olduğunu söyleyebilme imkanı yoktur. Şöyle ki, davacıya ait konutlar ile baz istasyonunun konumları belirlenmemiş, kooperatife ait taşınmazlarda iskan edilip edilmediği araştırılmamıştır. Öte yandan bilirkişilerin mütalaalarında baz istasyonunun zarar verip vermediği hususunda çelişkili görüşler ifade edildiği anlaşılmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, baz istasyonu adı verilen tesislerin işletilmesi sonucu geniş halk kitlelerine yarar sağladığı ve hizmet verildiği kuşkusuzdur. Ancak bu yararın sağlanması karşısında kişilerin zarar görmesi de kabul edilemez. Buna göre, hizmetten elde edilen yarar ile bunun karşısında verilen zararın değerlendirilmesinde zorunluluk vardır. Öte yandan, hiçbir hizmetin insan yaşamı kadar önem ve öncelik taşıdığı da düşünülemeyeceği gibi yararlı bir hizmetin karşılığı olarak insanın sağlığından olması uygun bir sonuç olarak kabul edilemez. Öyleyse, böyle bir tehlikenin varlığının saptanması halinde gerekli önlemlerin alınmasının zorunlu ve kaçınılmaz olduğuda tartışmasızdır. Konuyla ilgili "Elektronik Haberleşme Cihazlarından Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddetinin Uluslararası Standartlara Göre Maruziyet Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Kontrolü ve Denetimi Hakkında Yönetmelikte" bir kısım usul ve esasa dair düzenlemelere yer verilmiş olup, yönetmeliğin 12. maddesinde ölçüm yapacak personelin nitelikleri belirtilmiş ve 11. maddesinde de ölçümde kullanılacak cihazların ne olacağı belirtildikten sonra nitelikleri ve özellikleri sayılmıştır. Hal böyle olunca; Elektronik Haberleşme Cihazlarından Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddetinin Uluslararası Standartlara Göre Maruziyet Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Kontrolü ve Denetimi Hakkında Yönetmeliğin 12. maddesinde belirtilen niteliklere haiz bilirkişiler ile uzun süreli radyasyona maruz kalmanın insan sağlığı üzerindeki etkileri konusunda görüş bildirebilecek uzman kişinin ve fen bilirkişisinin de aralarında yeraldığı bilirkişi heyeti ile birlikte mahallinde yeniden keşif yapılması, aynı yönetmeliğin 11. maddesinde belirtilen ölçüm cihazları vasıtasıyla gerekli ölçümlerin yapılması, yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda bilirkişilerden rapor alınması ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve bilirkişi mütalaaları arasındaki çelişki giderilmeden yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davacının temyiz itirazının kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy