MAHKEMESİ: ANKARA 21. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 19/07/2011
NUMARASI : 2009/223-2011/239
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı vekili, 8 sayılı parseldeki .. nolu meskenin kayden maliki olduğunu, oysa 1992 tarihli inşaat sözleşmesinde arsa sahibi olarak kendisine . nolu dairenin diğer arsa sahibi İ.. A.'a da . nolu dairenin isabet ettiğini ileri sürerek, yanlışlığın düzeltilmesini istemiştir.
Davalı Tapu Sicil Müdürlüğü'nü temsilen Hazine vekili, müvekkili idareye husumet düşmeyeceğini, davanın taşınmazın aynına ilişkin olduğunu, tapu maliki diğer davalıya yöneltilmesi gerektiğini belirtip, davanın reddini savunmuştur.
Davalı N.. K.vekili, 1 nolu bağımsız bölümü bodrum kat 1 nolu daire ve eklentisi 15 nolu depo olarak 07.07.2008 tarihinde satın aldığını talebin zaman aşamına uğradığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, her iki davalı hakkındaki iddianın da kanıtlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının .. ada .. nolu parselde arsa sahibi olduğu, 1992 yılında dava dışı müteahit ile yaptığı kat karşılığı inşaat sözleşmesinde . nolu bağımsız bölümün davacıya; .. nolu bağımsız bölümün ise davalının bayii dava dışı diğer arsa sahibi İbrahim’e bırakıldığı, ancak kat mülkiyeti oluşturulurken 1 nolu dairenin İ.., 2 nolu dairenin ise davacı adına tescil edildiği, daha sonra 07.07.2008 tarihinde İbrahim'in 1 nolu daireyi davalıya sattığı, davalının davacıyı ikaz etmesi üzerine eldeki davanın açıldığı görülmektedir.
İddianın ve özetlenen olguların sunuluş biçimi ve içeriği gözetildiğinde, davada hata hukuksal nedenine dayanıldığı, davalının davacıyı uyardığı tarih itibariyle de bir yıllık sürenin geçmediği anlaşılmaktadır.
Ne varki, mahkemece yapılan araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir.
Bilindiği üzere; sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamıyacağı kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekirki, Borçlar Kanununda esaslı hatanın tanımı yapılmamış, 24. maddede sınırlayıcı olmamak üzere
örnekler gösterilmiştir. Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmiyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın esaslı kabul edilebilmesi için, uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa benimsendiği gibi, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, daha açık söyleyişle hem yanılgıya düşen taraf, yönünden (Subjektif unsur), hemde iş hayatındaki dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından, hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının isbatlanması zorunludur.
Bu koşulların varlığı halinde hataya düşen taraf,isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri istiyebilir. Yeterki hatanın ileri sürülmesi B.K.nun M.K.nun 2. maddesinde hükme bağlanan dürüstlük kuralına aykırı olmasın. Hemen belirtmek gerekir ki, sözleşme yapılırken hataya düşen tarafın kusurlu bulunması sözleşmenin iptaline engel değildir. Ne varki, B.K.nun 26. maddesinde öngörüldüğü gibi hatayı bilmeyen veya bilecek durumda bulunmayan ve kusursuz olan karşı tarafın menfi, gerektiğinde müsbet zararının ödenmesi gerekir.
Öte yandan, iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hatanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde, sözleşmenin karşı tarafına yöneltilecek tek taraflı bir irade açıklaması ile bildirilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir. Ayrıca hatanın varlığı her türlü delille ispat edilebilir.
Somut olayda, kat irtifak listesi getirtilmemiş ve onaylı proje ile karşılaştırma yapılmamıştır.
Hal böyle olunca, mahkemece onaylı proje ve kat irtifak listesinin getirtilmesi, gerektiğinde yeniden keşif yapılarak tarafların onaylı projeye göre tasarruf ettikleri bölümlerin saptanması, davalının durumu bilen ya da bilmesi gereken konumunda bulunup bulunmadığının belirlenmesi; bunun yanında, davalı tarafın çekişmeli bağımsız bölüm satın alınırken kullanılan kredi nedeniyle ilgili bankaca hangi bölüm üzerinde tespit yapıldığının araştırılması, böylece tüm delillerin birlikte değerlendirilerek ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
Davacının, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 12.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy