(818 S. K. m. 390) (6098 S. K. m. 506) (4721 S. K. m. 2, 3, 1023) (6100 S. K. Geç. m. 3)
Dava: Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine dair olarak verilen karar davacı vekilince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi H. F. D.in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği düşünüldü:
Karar: Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal tescil istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, çekişme konusu 243 parsel sayılı taşınmazın davacı F. Y. adına kayıtlı iken, vekil tayin ettiği oğlu davalı B. tarafından Çarşamba 2. Noterliğince 14.12.1995 tarihli vekaletnameye dayalı olarak 18.6.2003 tarihli resmi akitle davalılardan E.'ye satış suretiyle temlik edildiği, E.'nin de kızı olan diğer davalı H.'ye 5.8.2004 tarihinde yine satış suretiyle devrettiği, davacının yaşlılığından yararlanılarak ve vekalet görevi kötüye kullanılmak suretiyle temlikinin gerçekleştirildiğini, davalıların el ve işbirliği içinde hareket ettiklerini ileri sürerek, eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, 818 Sayılı B.K.nun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
B.K.nunda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve anılan Kanunun 390/2. maddesinde vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir... hükmüne yer verilmiştir. (6098 Sayılı Türk B.K. 506/2. maddesi) Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararıyla bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin 1. fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil sözleşme yapan kişi Türk Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşmeyle bağlı sayılmaması, Türk Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; mahkemece yukarda belirtilen ilkeler doğrultusunda hükme yeterli inceleme ve değerlendirmenin yapıldığını söyleyebilme imkanı yoktur. Nitekim taşınmazın resmi akitte 1.400.-TL bedelle temlik edildiği, gerçek değerinin keşfen 19.725.-TL olarak saptandığı, satış bedelinin davacıya ödenip ödenmediği üzerinde durulmadığı, davalılardan B.'nin imzasını içeren ve içeriği kabul edilen tarihsiz belgedeki ...babamın üstüne olan yeri 243 parsel olanı anlaşmalı olarak hiçbir karşılık para pul almadan sırf mal kaçırmak için hibe vererek üzerinden yıktık, ...tapusunun E. O.'ya verildiğinden haberi yoktur... şeklindeki ifadelerin değerlendirilmediği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, yukarıdaki ilkeler doğrultusunda değerlendirme yapılması, ilk el konumunda olan davalı E.'ye yapılan temlikin, vekalet görevinin kötüye kullanılmak suretiyle gerçekleştirdiği saptanır ise, 2. el davalı H.'nin davalı E.'nin kızı olduğu ve keyfiyeti bilen veya bilmesi gereken konumda olup T.M.K.nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı gözetilerek hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle sonuca gidilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazının kabulü ile, hükmün açıklanan sebeplerle (6100 Sayılı Kanunun geçici 3. maddesi yollaması ile) 1086 Sayılı H.U.M.K.nın 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene iadesine, 28.02.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy