MAHKEMESİ : ANDIRIN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 14/02/2011
NUMARASI : 2008/65-2011/49
Yanlar arasında görülen elatmanın önlenmesi ve yıkım davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar taraflarca yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve dikilen ağaçların sökülmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Toplanan deliller ve tüm dosya içeriğine göre; çekişme konusu taşınmazların tapuda Hacıhaliloğlu A..., A..., M... Ağa, kızı Ş... İle İ... Kızı A... adlarına eşit paylarla kayıtlı olup, davalıların kayıtla ilgilerinin bulunmadığı, davacıların kayıt maliklerinin mirasçıları olduğu sabittir. Andırın Kadastro Mahkemesinin 1991/112 Esas, 2006/85 Karar sayılı dosyasında eldeki dosyanın davalıları tarafından davacılar aleyhinde açılan tespite itiraz davası sonucunda dava reddedilip, Yargıtay incelemesinden geçmek suretiyle de kesinleşmiştir. Bu haliyle davalıların çekişmeli taşınmazda kayda dayalı bir haklarının olmadığı kesinlik kazanmıştır.
Bilindiği üzere, dava ehliyeti davada taraf olma yeteneğidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu 50. maddesiyle taraf ehliyetini, “Medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir” şeklinde açıklamış, ancak taraf ehliyetini tanımlamamış ve Türk Medeni Kanununa yollamada bulunmakla yetinmiştir. Medeni Kanunumuz ise, davada taraf olma ehliyetini, medeni haklardan yararlanma ehliyetinin bir parçası saymış 8, 28, 47 ve 48. maddeleriyle bu yönde hükümler getirerek, medeni haklardan yararlanma ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzel kişinin davada taraf olma yeteneğini taşıdığını, her gerçek kişinin sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan itibaren taraf ehliyetini kazanacağını ve yaşadığı sürece taraf ehliyetinin devam edeceğini belirtmiştir. Öte yandan, gerçek kişinin ölümüyle medeni haklardan yararlanma ehliyeti ve buna bağlı olarakta taraf ehliyetinin sona ereceği Medeni Kanunun 28. maddesinin buyurucu nitelikteki hükmüyle açıklanmıştır. Dava tarihinden önce ölüm nedeniyle şahsiyeti son bulan kişinin taraf ehliyetini yitireceği kuşkusuzdur. Bu itibarla, gerek Medeni Kanun gerekse Hukuk Muhakemeleri Kanunu dava açıldığı zaman hayatta bulunan kişiler yönünden düzenleyici hükümler koymuş; ölen veya mevhum kişiler hakkında açılacak davalar yasalarımızda yer almamıştır. Nitekim 4.5.1978 tarih 1978/4-5 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında da dava tarihinden önce ölen kişinin taraf ehliyetini yitireceği, aleyhine dava açılamayacağı, dava tarihinde şahsiyeti sona ermiş olan kimsenin mirasçılarına ardıllık (halefiyet) kuralı uygulanamayacağından tebligat yapılmak veya dava ıslah edilmek suretiyle davaya devam edilemeyeceği vurgulanmış, içtihatlar bu doğrultuda kararlılık kazanmıştır. Mahkemece, kendiliğinden (re'sen) gözönünde bulundurulması gereken bu usul kuralı gözardı edilmiştir.
Kabule göre; somut olayda, çekişme konusu taşınmazların kim tarafından kullanıldığı hususunda da yeterince durulmamıştır.
Hal böyle olunca, öncelikle ölü şahıslar hakkında açılan davanın reddedilmesi, ondan sonra yeniden keşif yapılarak taşınmazların ve ağaçların kim tarafından dikilip, kullanıldığının tereddüte yer bırakmayacak şekilde saptanıp sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile noksan tahkikatle yazılı şekilde karar verilmesi doğru bulunmamıştır.
Tarafların, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 12.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy