MAHKEMESİ : BASKİL ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 07/12/2011
NUMARASI : 2011/88-2011/103
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 658 parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında hazine adına tespitinin yapıldığını, tespite itiraz üzerine kadastro mahkemesince görevsizlik kararı verildiği halde taşınmazın tescilinin sehven davalı adına yapıldığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile hazine adına tesciline karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
Dahili Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar Dairece ölü kişi aleyhine dava açılamayacağı ve davanın reddi gerektiği belirtilerek bozulmuş olup, Mahkemece bozmaya uyularak davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, dahili davalılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece hükmüne uyulan bozma ilamı gereğince ölü kişi aleyhine dava açılamayacağından davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.
Ne varki, davacı tarafın talebi üzerine mahkemece, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'na aykırı olarak ölü davalı mirasçıları davaya dahil edilmiş ve kendilerini vekil ile temsil ettirmişlerdir.
Bu noktada, davacı tarafın hatalı talebi kabul edilerek mahkemece yargılamaya dâhil edilen mirasçılar yararına vekalet ücreti hükmedilmesi gerekip gerekmediği sorununun çözümü, mirasçıların eldeki davada kendilerini savunmalarını engelleyen bir yasal düzenleme bulunup bulunmadığı sorusuna doğru cevabın verilmesiyle mümkündür.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının, “Temel Haklar ve Görevler” başlıklı 36. maddesine göre, herkes adil yargılanma ve savunma hakkına sahiptir.
Bu kapsamda, usulsüz olarak mahkemece davaya katılmış olan mirasçıların Anayasal savunma hakkına ve dolayısıyla kendilerine vekil tayini ile iddia ve savunma hakkına sahip oldukları kuşkusuzdur.
Aksinin kabulü halinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.11.1992 gün ve E:1992/15-398 K:1992/703 sayılı kararının gerekçesinde de ifade edildiği üzere, usul hukukunda bulunmayan dahili dava müessesi uygulanarak davaya dahil edilen, eş söyleyişle usulsüz olarak davaya katılmış bulunan kişinin savunma yapmaması ve aleyhine verilen hükmü temyiz etmemesi halinde husumeti benimsemiş sayılacağı ve hakkında verilen hükmün bu haliyle kesinleşeceği açıktır.
Öteden beri, Yargıtay’ın istikrar bulan yerleşmiş uygulamasına göre, bir davada usulüne uygun olarak taraf kılınmayan kişinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddedilmediği, Anayasal yargılanma ve savunma hakkına ilişkin ilkeden hareketle temyiz talebinin incelendiği de bilinmektedir.
Şu açıklamalar karşısında, usule uygun olmasa dahi diğer tarafın talebi ve mahkemenin kararı ile taraf durumuna getirilmeye zorlanan ölü davalı mirasçılarının, mahkemede vekil aracılığı ile kendilerini savunmalarını engelleyen bir yasa hükmünün bulunmadığı; dahası, bunun bir anayasal hak olduğu her türlü duraksamadan uzaktır.
Öte yandan, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 164/1. maddesi hükmüne göre avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade etmektedir.
Bunun yanında; sonuçta davada ne karar verileceği, davanın taraf ehliyetinden dolayı reddinin gerekip gerekmediği hakimin yetkisinde olduğundan, kendilerini savunma durumunda bırakılan, bu bağlamda vekalet ücreti ödemek mecburiyetinde kalan mirasçılara izafe edilebilecek bir kusurun bulunmadığı da şüphesizdir.
Yukarıda değinilen ilke ve olgular birlikte değerlendirildiğinde; davanın, ölü davalının taraf ehliyetinin bulunmaması nedeni ile reddinde, gerekmediği halde taraf durumuna getirilen mirasçıların yargılama sırasında yaptığı keşif, tanık gideri gibi diğer masrafların tamamının yasal olarak mirasçılara ödenmesi gerektiği gibi, yargılama giderlerinden olan avukatlık ücretinin de ödenmesi gerektiği her türlü izahtan varestedir.
Davanın usule ilişkin nedenle reddedildiği eldeki davada, davacı tarafça ve mahkemece tereddüt içine düşürülen ölü davalı mirasçılarının vekille davayı takip ettikleri, vekilin, mirasçıları temsilen onların adına savunma hakkını kullandığı ve hukuki yardımda bulunduğu göz önüne alınarak, mahkemece davaya dahil edilen mirasçılar yararına vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği açıktır.
Hal böyle olunca, kendisini vekille temsil ettiren ölü davalı M.T.mirasçıları lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.
Öte yandan, ilk karar ile yatırılan harcın da istek halinde her zaman iade edilebileceği sabittir.
Dahili davalıların bu yönlere ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.