MAHKEMESİ : BAFRA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 17/02/2011
NUMARASI : 2009/283-2011/80
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, oturdukları mahallede yer alan İ.. Camisi'nin çatısına davalı şirketin baz istasyonu kurduğunu, baz istasyonunun bulunduğu yerin yoğun yerleşim alanı olduğu gibi yaydığı radyasyon ile diğer zararlı etkilerinin insan sağlığına onarılamayacak hasarlar verebileceğini ileri sürerek, baz istasyonunun kaldırılmasına karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, dava konusu baz istasyonunun yasal mevzuata uygun kurulduğunu ve faaliyet gösterdiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, baz istasyonunun sağlığa zararlı olduğunun ve komşuluk hukukuna aykırı davranıldığının ispat edilemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan çekişmenin giderilmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Davacılar; evleri ile işyerlerinin bulunduğu mahallede yeralan İ.. Camiinin çatısına davalı şirketin baz istasyonu kurduğunu, sözkonusu yerin yoğun yerleşim alanı olduğunu, baz istasyonunun yaydığı radyasyon ve diğer zararlı etkilerinin insan sağlığına onarılamayacak hasarlar verebileceğini ileri sürerek, baz istasyonunun kaldırılması istekli eldeki davayı açmışlardır.
İddianın bu içeriği ve niteliğine göre taraflar arasındaki çekişmenin Türk Medeni Kanununun 737. ve devam eden hükümlerinde ön görülen komşuluk hukukundan kaynaklandığı açıktır.
Hemen belirtilmelidir ki, baz istasyonu adı verilen tesislerin işletilmesi sonucu geniş halk kitlelerine yarar sağladığı ve hizmet verildiği kuşkusuzdur. Ancak bu yararın sağlanması karşısında kişilerin zarar görmesi de kabul edilemez. Buna göre, hizmetten elde edilen yarar ile bunun karşısında verilen zararın değerlendirilmesinde zorunluluk vardır. Öte yandan, hiçbir hizmetin insan yaşamı kadar önem ve öncelik taşıdığı da düşünülemeyeceği gibi yararlı bir hizmetin karşılığı olarak insanın sağlığından olması uygun bir sonuç olarak kabul edilemez. Öyleyse, böyle bir tehlikenin varlığının saptanması halinde gerekli önlemlerin alınmasının zorunlu ve kaçınılmaz olduğuda tartışmasızdır.Konuyla ilgili "Elektronik Haberleşme Cihazlarından Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddetinin Uluslararası Standartlara Göre Maruziyet Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Kontrolü ve Denetimi Hakkında Yönetmelikte" bir kısım usul ve esasa dair düzenlemelere yer verilmiş olup, yönetmeliğin 12. maddesinde ölçüm yapacak personelin nitelikleri belirtilmiş ve 11. maddesinde de ölçümde kullanılacak cihazların ne olacağı belirtildikten sonra nitelikleri ve özellikleri sayılmıştır.
Somut olaya gelince; mahkemece, çekişme konusu baz istasyonunun kanun ve yönetmeliklere uygun şekilde kurulduğu, güvenlik sertifikalarının bulunduğu, güvenlik mesafesinde yaşam alanı bulunmadığı, ölçülen değerlerin yönetmelikte belirtilen limit değerlerinin altında kaldığı, komşuluk hukukuna aykırı davaranıldığının ve davacılara zarar verildiğinin bilimsel olarak ispatlanamadığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir.
Ne var ki; mahkemece hükme esas alınan raporu düzenleyen bilirkişi anılan yönetmeliğin 12. maddesinde belirtilen yerlerden temin edilmiş değildir.
Öte yandan, çekişme konusu baz istasyonunun yaydığı radyasyonun, belirlenen limit değerlerinin altında olsa bile bu radyasyon değerlerinin uzun sürede kişi sağlığına ve çevreye zarar verip vermeyeceği, daha uygun ve yerleşim çevresinden daha uzakta kurulmasının mümkün olup olmadığı hususları üzerinde de durulmamış ve bu hususlarda bir değerlendirme yapılmamıştır.
Hal böyle olunca; Elektronik Haberleşme Cihazlarından Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddetinin Uluslararası Standartlara Göre Maruziyet Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Kontrolü ve Denetimi Hakkında Yönetmeliğin 12. maddesinde belirtilen niteliklere haiz bilirkişiler ile uzun süreli radyasyona maruz kalmanın insan sağlığı üzerindeki etkileri konusunda görüş bildirebilecek uzman kişinin de aralarında yeraldığı bilirkişi heyeti ile birlikte mahallinde yeniden keşif yapılması, aynı yönetmeliğin 11. maddesinde belirtilen ölçüm cihazları vasıtasıyla gerekli ölçümlerin yapılması, yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda bilirkişilerden rapor alınması ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanarak yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacılar vekilinin temyiz itirazları belirtilen nedenlerle yerindedir. Kabulüyle, hükmün 12.01.2011 tarihinde kabul edilen ve 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.3.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy