MAHKEMESİ : ARAKLI ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 21/07/2011
NUMARASI : 2010/364-2011/279
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı vekili, kadastro tespiti sırasında .. ada 1 parsel ile .. ada .. parsel sayılı taşınmazların senetsizden davalı adına tespit ve tescil edildiğini, ancak sözkonusu taşınmazlarla ilgili davalının Araklı Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tescil davasının 2004/53 Esas, 2005/124 sayılı kararı ile kabul edildiği ancak Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 28.02.2006 tarihli bozma ilamı ile tescile konu taşınmaz bölümlerinin kültür arazisi niteliğinde olmadığı, önceden bu amaçla kullanılmış olsa bile dava tarihi itibariyle iradi terkin gerçekleşmiş olduğu anlaşıldığından davanın reddi gerektiği hususlarına değinilerek bozulduğunu ve bozmadan sonra davanın takip edilmemesi sebebi ile açılmamış sayılmasına karar verildiğini, bu durumda davalı adına yapılan tespit ve tescilin 3402 Sayılı Yasa'nın 18. maddesine ve anılan bozma ilamına aykırı olduğunu ileri sürerek, tapunun iptaline ve Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, iddiaların doğru olmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, .. ada 1 parsel sayılı taşınmazın tarım arazisi vasfında olduğu ve tarım yapıldığı gerekçesi ile bu parsel yönünden davanın kabulüne, diğer taşınmazın tarım arazisi vasfında olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, tapu iptal ve Hazine adına tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, çekişme konusu .. ada 1 parsel yönünden davanın kabulüne, .. ada 1 parsel yönünden davanın reddine karar verilmiş olup, hüküm yalnızca davacı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu ..ada 1 parsel sayılı taşınmazın kadastro sırasında 14.06.2008 tarihinde senetsizden davalı adına tespit edilerek itiraz edilmemesi üzerine tapuda davalı adına tescil edildiği, davacı Hazine vekilinin; sözkonusu taşınmazla ilgili davalının kadastro tespitinden önce Araklı Asliye Hukuk mahkemesine açmış olduğu tescil davasının kabulü yönündeki kararın Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin davanın reddi gerektiği yönünde bozulduğu, bozmadan sonra davalının davasını takip etmediği, Hazinenin davalı adına yapılan tespit ve tescilin hatalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açtığı görülmektedir.
Gerçekten de; davalının çekişme konusu yerlerle ilgili Araklı Asliye Hukuk Mahkemesi'nde Hazine'yi ve Bereketli Köyü Tüzel Kişiliğini taraf göstererek 17.02.2004 tarihinde tescil istemi ile açmış olduğu davanın kabul edildiği, kararın Hazine tarafından temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 28.02.2006 tarih, 2006/395 Esas, 2006/1304 sayılı kararı ile “ Tescile konu taşınmaz bölümlerinin kültür arazisi niteliğinde olmadığı, önceden bu amaçla kullanılmış olsa bile dava tarihi itibariyle iradi terkin gerçekleşmiş olduğu anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi ” gerektiği, gerekçeleri ile bozulduğu, davacının karar düzeltme isteğinin reddedildiği, yeniden esasa kaydedilen davanın takip edilmemesi üzerine 31.01.2007 tarihinde HUMK'un 409. maddesi gereğince açılmamış sayılmasına karar verildiği görülmektedir.
Bu durumda; sözkonusu davada ilk verilen karar ve bozma ilamı sonradan açılmamış sayılmasına karar verilmiş olmakla kesin hüküm teşkil etmez ise de, gerek o dosyadaki bilirkişi incelemeleri, gerek Yüksek 8. Hukuk Dairesi'nin bozma ilamı içeriğinden davalının taşınmaz üzerindeki zilyetliğini terkettiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan; eldeki davada yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda taşınmaz üzerinde 7-10 yaşlarında fındık ocaklarının bulunduğu ve taşınmazın 10-15 yıldan beri tarım arazisi olarak kullanıldığının bildirildiği görülmektedir.
Bilindiği üzere; TMK'nın 713. maddesi hükmü gereğince, bir yerin zilyetlikle kazanılabilmesi için o yer üzerinde kurulan zilyetliğin aralıksız ve davasız bir biçimde, malik sıfatıyla en az 20 yıl sürdürülmesi gerekir.
Somut olayda, yukarıda özetlenen bulgular değerlendirildiğinde anılan koşulların gerçekleştiğinden sözetme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca, 263 ada 1 parsel yönünden de davanın kabulü gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.
Davacı vekilinin belirtilen nedenlerle temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün 12.01.2011 tarihinde kabul edilen ve 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 3.5.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy