MAHKEMESİ : FETHİYE 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 17/06/2011
NUMARASI : 2008/364-2011/295
Davacılar tarafından davalılar aleyhine açılan elatmanın önlenmesi, yıkım davasının yapılan yargılamasında mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın davacılar ve davalı N. vekillerince süresinde temyizi üzerine dosya ve Tetkik Hakimi raporu incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, krokide gösterilen bölümlere davalıların elatmalarının önlenmesine, davalı N.'ye ait ev ve ağaçların yıkımına karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu 305 parsel sayılı taşınmazda davacılar ve davalı V..ile birlikte üçüncü kişilerin paydaş oldukları, diğer davalı N.'nin ise kayden bir hakkının bulunmadığı, ancak davacıların murisi tarafından imzalanmış olup her iki davalıya 5060 m² lik yeri sattığını belirten satış senedi adı altında adi yazılı belgenin bulunduğu görülmektedir.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamıyan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman istiyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K.nun 706, B.K.nun 2l3, T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Nevarki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, " ahde vefa" kuralının yanında M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pekçok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terkedildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; mahkemece yapılan uygulama sonucunda krokide gösterildiği biçimde taşınmazın davalılar tarafından kullanıldığı, paydaşlar arasında fiili kullanım tarzı ya da harici taksim yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, davalı N. harici satın almaya dayalı tapu iptal ve tescil istekli dava açmış olup halen derdest olan o davada verilecek kararın yıkım istekli eldeki davayı etkileyeceği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, davalı N. tarafından eldeki davacılar aleyhine açtıkları Fethiye 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/666 esas sayılı dava dosyasının sonucunun beklenmesi, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi, diğer davalı V..hakkında ise davacıların payları oranında davanın kabul edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Davacılar ve davalı N. vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy