MAHKEMESİ : TURGUTLU(KAPATILAN) 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 23/12/2011
NUMARASI : 2010/267-2011/700
Yanlar arasında görülen tapu iptali, tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar bir kısım davacılar vekili ve davalı vekilince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 19.06.2012 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı asil M.B. ve vekili Avukat T. K. ile diğer temyiz edenler vekili Avukat Ü.H. geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkin olup, mahkemece davacılar H. ve F.'nın açtıkları davanın reddine dair kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığından adı geçen davacıların temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine.
Davalının temyiz itirazlarına gelince, hemen belirtilmedir ki, yargılama sırasında yürürlükte bulunan 1086 Sayılı HUMK'da düzenlenmemekle beraber sulh bir usul anlaşması niteliğini taşıdığı gibi, aynı zamanda bir maddi hukuk işlemidir. Başka bir ifade ile bir sözleşmedir. Bununla taraflar bazı hak ve borçlarından vazgeçerek rıza ile aralarındaki çekişmeye son vermek istemektedirler. Bu durum öğretide ve uygulamada da aynen benimsenmiştir. Nitekim 1086 Sayılı Yasada olmamakla beraber 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK'nun 313 ve devamı maddelerinde de sulh ile ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. Sulh anlaşmasının iradeyi fesada uğratacak bir nedenle geçersizliği ileri sürülmedikçe taraflarını bağlayacağı tartışmasızdır. O halde, davacı M.ile davalı M. arasında Turgutlu Noterliğince 09.10.1979 tarihinde düzenlenen sulh akdinin davacı M. ile davalı M.. bakımından bağlayıcı olmadığını söyleyebilme olanağı yoktur. Anılan bu belge içeriği gözetildiğinde de sulh nedeniyle davalının yüklendiği edimlerin davacı M.ya karşı yerine getirilmemesi ayrı bir davanın konusu yapılarak M.. tarafından sulh akdine dayanmak suretiyle hak iddiasında bulunulması da olanaklıdır.
Öyle ise, mahkemece sulhnameye göre davalının davacı M.'ya vermeyi öngördüğü ev yerinin verilmemiş olması muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davanın kabulünü gerektirir bir sebep olarak değerlendirilemez. Bu nedenle diğer davacılar bakımından davanın reddine gerekçe yapılan hususun davacı M. bakımından da geçerli olduğunun kabulü gerekir.
Kabule göre de, 161 nolu parselde 12/36 payın dava konusu edildiği gözetilmeksizin taşınmazın tamamının değeri üzerinden harç alınmış olması da isabetsizdir.
Hal böyle olunca; davacı M.'nın davasının da reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.12.2011 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden taraflardan davalı M. B. vekili için 900.00.-TL. duruşma avukatlık parasının diğer temyiz edenlerden alınmasına, 19.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy